31 Mayıs 2009 Pazar

AKDENIZ BÖLGESI


AKDENIZ BÖLGESI

Akdeniz Bölgesi, adini komsu oldugu denizden alir. Bölge genisligi 120180 km arasinda degisen bir serit halinde, batida Köycegiz dolaylarindan baslayarak, doguda Hatay ilinin bitim noktasi olan Basit Burnu yakinina kadar sokulur. Yaklasik 120.000 km2Ôlik yüzölçümüyle Türkiye'nin toplam yüzölçümünün yaklasik %15'ini olusturur. Hatay, Adana, Içel, Antalya, Isparta, Burdur ve Kahramanmaras ilinin büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi'ndedir. Ayrica Mugla ilinin Köycegiz, Dalaman, Ortaca ve Fethiye ilçeleri de Akdeniz Bölgesi'ne girer.

Akdeniz Bölgesi'nde tarim ve sanayi genis yer tutar. Bölgenin kiyi kesimlerinde son yillarda sanayi bitkileri ekimine genis yer verilmekle birlikte, tahil tariminin büyük önem tasidigi görülür. Nitekim Akdeniz Bölgesi'ndeki ekili alanlarin yaklasik üçte ikisi tahil tarlalariyla kaplidir. Tahil ürünleri arasinda, bölgenin bütün illerinde bugday basta gelir ve onu arpa izler. Sanayi bitkilerinden pamuk, bölgenin ana gelir kaynagidir. Bölgenin pamuk üretimi, Türkiye üretiminin üçte ikisi kadardir. Hatay ili ve Göller Bölgesi'nin bazi kesimlerinde tütün tarimi yapilmaktadir

Akdeniz Bölgesi'nde meyve ve sebze yetistirilen dikili alanlar da büyük yer tutar. Turfandacilik, son yillarda ulasimin gelismesine dayali olarak çok ilerlemistir. Meyvecilikte ilk sirayi turunçgiller alir. Türkiye'nin turunçgiller üretiminin beste dördünden fazlasi Akdeniz Bölgesi'nde gerçeklesir. Muz ise yanlizca bu bölgeye özgü bir meyvedir.

Bölgenin en hizli sanayilesen kesimi Çukurova'dir. Çukurova ayni zamanda Türkiye'nin de baslica sanayi merkezleri arasinda yer alir. Adana'daki çesitli sanayi kollari (özellikle tekstil) yaninda, Akdeniz Bölgesi'nin baslica sanayi tesisleri arasinda; Mersin Petrol Rafinerisi (ATAS), Iskenderun Süperfosfat ve DemirÇelik Fabrikalari, Antalya Ferrokrom ve Seydisehir Alüminyum fabrikalari sayilabilir.

Akdeniz Bölgesi, özellikle Antalya Körfezi çevresindeki dogal ve tarihsel zenginlikler sayesinde, Türkiye'nin en önemli turizm merkezi olmustur. Antalya körfezi çevresinde, hiçbir Akdeniz ülkesinde rastlanmayacak ölçüde dogaya saygili, modern ve son derece gelismis mimari konumlariyla çesitli tatil köyleri ve oteller yer alir.

Turistlerin Her Mevsim Akin Ettigi Kiyi Kenti Antalya dogal güzelliklerinin yaninda, kültürel ve tarihi zenginlikleri ile de turistlerin ilgisini çekmektedir. Bölgenin tarihi evrimi Paleolitik Devir'den (M.Ö. 50.000) günümüze kadar uzanir. M.Ö. 2. yüzyilda Bergama Krali II. Attalos tarafindan kurulan kentin tarihi isimleriyle batisinin Likya, dogusunun Pamfilya ve kuzeyinin Pisidya olarak isimlen dirilen bölgelerinde birçok antik kent bulunur. Kentin sembolü durumundaki Yivli Minareli Cami, Murat Pasa Camii, Tekeli Mehmet Pasa Camii, eski Antalya evlerinin bulundugu Kaleiçi Mahallesi, çesitli egzotik Akdeniz bitkileriyle bezenen Atatürk ve Karaalioglu parklari, Hadrianus Kapisi, Atatürk ve Arkeoloji müzeleri görül meye degerdir. Kentin dogusunda yer alan Lara plaji ile batisindaki Konyaalti plaji yüzmek için idealdir. Bu plajlarin yanisira Antalya'da, içlerinde çesitli su oyunlarinin yeraldigi iki de su parki bulunmaktadir.

Yukari ve Asagi Düden Selaleleri, Kursunlu Selalesi, kis sporlari merkezi Saklikent, Güllük Dagi Milli Parki ve bu park içinde yer alan antik dag kenti Termessos ve Yontma Tas devri insanlarinin yerlesim yeri olan Karain Magarasi, Antalya'nin yakin çevresindeki ilgi çekici yerler arasindadir.

Antalya'nin bati sahilinde yer alan Kemer, Akdeniz'in en güzel tatil merkezlerindendir. Çevresinde dogaya, çevreye ve insana saygi duyularak insa edilmis çok sayida tatil köyü bulunur. Hareketli marinasi, renkli çarsilari, barlari, restoranlari ve birbirinden güzel aktivitelerle dolu yasantisiyla Kemer'i yasamak gerekir. Her yil Nisan ayinda düzenlenen Kemer Karnavali yöreye ayri bir renk katar. Kemer'in güneyinde bulunan Faselis, tarihi bir liman kentidir. Birbirinden güzel dogal koylara sahip olan Faselis kentinin çevresi ormanlarla kaplidir. Faselis'in güneyinde ise tarihi Olimpos kenti yer alir. Kentteki harabeler defne ormanlariyla çevrilidir. Olimpos'un kuzeyinde Çirali adi verilen 300 metre yüksekliginde kutsal bir alan bulunur. Buradaki kayalarin arasindan kendiliginden çikan gaz, havanin oksijeni ile birlesince yanmaktadir. Mitolojiye göre yanan alev, Likyali kahraman Bellerofontes'in öldürdügü canavarin agzindan çikmaktadir.

Antalya'nin sirin ilçesi Finike, çevresindeki portakal bahçeleri ile taninan bir tatil beldesidir. Finike'nin batisinda ise Demre, tarihi ismiyle Myra bulunur. Dünya çocuklarinin sempatik büyükbabasi Noel Baba burada yasamis ve hayata veda etmistir. Mezarinin bulundugu yere yapilan kilise daha sonra Noel Baba Müzesi'ne dönüstürülmüstür. Her yil Demre'de Noel Baba Festivali düzenlenmektedir.

Antalya'nin bati sahilindeki bir diger tatil beldesi olan Kalkan, Avrupa Rönesansi'ni animsatacak kadar güzel bir mimariye sahip otelleriyle görülmeye degerdir. Kalkan çevresinde Türkiye'nin en uzun plaji olan Patara Plaji (22 km) uzanir. Bu plaj ayni zamanda Avrupa'nin da en uzun plajidir. Patara tarihi kent alaninda Likya döneminden kalma çesitli yapilar bulunur. Patara'nin kuzeyinde Likya'nin tarihi baskenti olan Xanthos ve yine Likya'nin kutsal kentlerinden biri olan Letoon yer alir. Daha kuzeyde ise Pinara ve Tlos gibi antik kentler bulunmaktadir. Bu kentler mimari konumlariyla görülmeye deger güzelliktedir.

Pamfilya Bölgesi Antalya'nin dogu bölgesi tarihte Pamfilya Bölgesi olarak isimlendirilmekteydi. Sahillerinde uzun ve ince kumlu plajlarin yer aldigi bölge bugün tatil beldeleri, tarihi kentleri ve zirai alanlariyla taninmaktadir. Antalya'nin 18 km dogusunda bulunan Perge antik kenti, ilk defa Hititler tarafindan kurulmustur. Kentteki mimari eserlerin çogu Roma döneminden kalmadir. Tarihi yapilar arasinda tiyatro, stadyum, kent kapilari, caddeler, agora ve hamamlar turistlerin ilgisini çeker. Antalya'ya 40 km uzaklikta bulunan Belek sahillerinde büyük ve modern tatil kompleksleri uzanir. Fistik çamlariyla kapli olan Belek'te genis alanlari kaplayan uluslararasi standartlardaki yesil sahalarda golf oynamanin tadina doyulmaz. Antalya'dan 50 km uzaklikta bulunan Aspendos antik kenti geçmiste Pamfilya Bölgesi'nin en önemli sehirlerinden biri idi. Kentteki en önemli mimari eser tiyatrodur. Mimar Zenon tarafindan M.S. 2. yüzyilda yapilan tiyatro, Anadolu'nun en iyi korunan eski yapilardan biridir. 15.000 kisiyi alabilen Aspendos tiyatrosu, fevkalade bir akustige sahiptir

Her yil düzenlenen sanat festivali etkinlikleri çerçevesinde tiyatroda klasik konserler, zengin kostümlü operalar, baleler ve tiyatro eserleri sahnelenir. Aspendos ayni zamanda altin isleme ve mücevher kesim merkezidir. Turistlerin yogun ilgisini çeken bu merkezde altinin nasil islendigi görülebilir.

Side Türkiye'nin en önemli tarihi kentlerinden biridir. Antalya'nin 80 km dogusunda küçük bir yarimada üzerinde yer alir. 25.000 kisilik tiyatrosu, bölgedeki tiyatrolarin en büyügüdür. Hamam kalintilari restore edilerek müze haline getirilmistir. Apollo Mabedi, agora, anitsal çesmeler, surlar ve liman kalintilari kentin en fazla ziyaret edilen yerleri arasindadir.

Güzel plajlariyla Alanya, ülkenin kentlesmis tek tatil beldesidir. Sahiller boyunca çesitli otel ve tatil köyleri bulunur. Modern Alanya, bati ve dogu sahilleri boyunca uzanir. Tarihi Alanya ise kentin tam ortasindan Akdeniz'e dogru uzanan yarimadanin üzerinde yer alir. Selçuklu Devleti'nin kislik baskenti olan Alanya'da Selçuklular'dan kalma birçok tarihi eser bulunur.
Göller Bölgesi

Akdeniz bölgesinin baslica gölleri batidaki Göller Bölgesi'nde toplanir. Göller bölgesinin ortasinda yer alan Isparta ili nefis gül bahçeleri, gülyagi ve dünyaca ün yapmis halilari ile taninir. ülkenin en güzel göllerinden olan Egirdir, Beysehir gölünün bir kismi ve Kovada gölleri Isparta'dadir. Egirdir gölünün kuzeyinde antik kent Pisidian Antiocheia yer alir. Apollo Mabedi, Hamam, Aziz Paul Bazilikasi, tiyatro ve su kemerleri antik kentte bulunan önemli eserlerdir. Kentin güneybatisinda yer alan Gölcük krater gölüne ise gül bahçeleri arasindan geçi lerek gidilir.

Masmavi göllerin ili olan Burdur çevresinde 14 göl bulunmaktadir. Kentte yogun olarak ziyaret edilen yerler arasinda 597 metre uzunlugu ve içerisindeki 9 adet gölüyle insuyu Magarasi, çevresinde ince kumlu plajlarin bulundugu ve dogal güzellikleri ile taninan Salda Gölü, Cibyra (Gölhisar) ve Sagalassos (Aglasun) antik kentleri ile Kuruçay ve Hacilar Höyükleri bulunur.

Dogu Akdeniz Akdeniz bölgesinin dogusunda yer alan Antakya, tarihi zenginliklerin yanisira çevresindeki tabiat güzellikleri ile de büyük bir turistik deger tasir. M.Ö. 307'de Büyük iskender'in generallerinden Antigonus tara findan kurulan kent, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir ticaret, bilim ve inanç merkezi olmustur. Hiristiyanligin yayilmasinda önemli rol oynayan yörede, bu dine inananlara tarihte ilk kez "Hiristiyan" denilmistir. Sehrin dogusunda ilk Hiristiyanlarin ayin düzenledikleri Aziz Peter Kaya Kilisesi bulunur. Mozaik Müzesi'nde, Antakya çevresinden derlenen harikulade güzellikte ve dünyaca ünlü mozaikler sergilenmektedir. Önceleri kilise olan HabibNeccar Camii ise Sultan Baybars tarafindan camiye çevrilmistir. Kentin en büyük camii olan bu yapi 17. yüzyilda restore edilerek bugünkü görünümünü almistir. Kentin dogu tepelerinde yer alan, Romalilar tarafindan insa edilmis Antakya Kalesi de çesitli restorasyonlar geçirmistir.
Antakya'nin en büyük ilçesi olan iskenderun büyük bir sanayi ve ticaret limanidir. Türkiye'nin en genis ve uzun sahil gezinti bulvari iskenderun'da bulunur. Palmiyelerle çevrili seritte çesitli parklar, kafeler ve restoranlar yer alir. Kentin 34 km güneyinde bulunan Uluçinar (Arsuz) plajlariyla taninan bir tatil beldesidir. Iskenderun'un güneydogu sundaki Sogukoluk ise yazin serinlenebilecek bir yayladir. Çam ormanlariyla kapli yaylanin denizden yüksekligi 850 metredir.

Zengin bir tarih beldesi olan Kahramanmaras ilinin çevresi yemyesil ormanlarla kaplidir. Kahramanmaras geleneklerinin sürdürüldügü tarihi evler restore edilerek veya korunarak yasatilmaya çalisilmaktadir. Kentte bakircilik, pirinççilik, tahta ve sedef oymaciligi gibi el sanatlari çok gelismistir. Bunun yanisira altin ve gümüsten yapilan süs esyalari ve takilari da ünlüdür. Dibek'te dövülerek yapilan Maras dondurmasi tüm Türkiye'de sevilir. Sanayii hizla ilerleyen Kahramanmaras ili, tarihi eser bakimindan da zengindir
alıntı

ANTALYA

http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-genel-ozellikleri-antalyanin.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-cografi-ozellikleri-tatil.htmlhttp://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-tarihi.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-tarihi-antalyanin-tarihi.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-oren-yerleri.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyanin-sportif-faaliyetler-icin.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalya-ya-ait-yemek-
tarifleri.html

http://eitimciyiz.blogspot.com/2009/05/antalyaya-nasl-gidilir.html
http://eitimciyiz.blogspot.com/2009_05_01_archive.html

KAYNAK:KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI RESMİ WEB SİTESİ

ANTALYA’YA GİDİNCE NELER YAPILIR? YAPMADAN DÖNMEYİN

ANTALYA’YA GİDİNCE NELER YAPILIR? YAPMADAN DÖNMEYİN





Antalya'nın her köşesine dağılmış antik kentlerini gezmeden,



Antalya Müzesini görmeden,



Saklıkent'e gitmeden,



Kaleiçi ve Eski Antalya Evlerini görmeden,



Akseki İlçesinde Kardelen çiçeğinin fotoğrafını çekmeden,



Döşemaltı halısı almadan,



Yöre reçellerini tatmadan,


Dönmeyin…

Antalya'ya nasıl gidilir?


ANTALYA'YA NE İLE NASIL GİDİLİR?



Karayolu Antalya Türkiye'nin her yöresi ile karayolu bağlantısına sahiptir. İstanbul ve Ankara gibi büyük merkezlerden karayoluyla bölgeye geliş için en uygun yol, Afyon - Burdur - Antalya yoludur.



Otogar Tel: (+90-242) 331 12 50





Demiryolu Antalya'da tren istasyonu yoktur. En yakın tren istasyonu Burdur'dadır.





Havayolu Antalya Havalimanı hizmet vermektedir.



DHMİ Antalya Havalimanı İç Hatlar Terminali Tel : +90- (242) 330 30 30



Bayındır Antalya Dış Hatlar Terminali Tel: +90- (242) 330 36 00







Denizyolu Antalya Limanı Türkiye'nin önemli deniz kapısıdır.



Liman Başkanlığı Tel :(+90-242) 259 12 12

ANTALYA ya ait yemek tarifleri

ANTALYA ya ait yemek tarifleri







Kırsal alanda yaşayan yörüklerin beslenme biçiminin temelini hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır.



Günümüz beslenme düzeninde yerlerini koruyan yerel yemeklerin başlıcaları şunlardır: Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), saç kavurması, domates civesi, hibeş, arapaşı, tandır kebabı, tatlılardan isa patlıcan, bergamut ve turunç reçeli sayılabilir.



Antalya'dan Yemek Tarifleri



Kulaklı Çorba




Malzemeler:

1 su bardağı nohut

6 su bardağı su

250 gr. kuşbaşı et

2 yemek kaşığı margarin

tuz, karabiber

Terbiyesi için:

2 adet yumurta

2 diş sarımsak

2 yemek kaşığı un

1 adet limonun suyu

2 yemek kaşığı yoğurt

Hamuru için:

1 adet yumurta

2 su bardağı un

1 çay bardağı su

tuz



Hazırlanışı:

hamur malzemesi kulak memesi kıvamında yoğrulur. Yarım saat dinlendirdikten sonra erişteden biraz büyük boyutta şeritler kesilir ve bir tepsiye konup nemini atması sağlanır. Geceden ıslatılan nohut ile kuşbaşı et birlikte haşlanır. Yeterince piştikten sonra kestiğiniz hamurlar, tuz ve karabiber ilave edilir. Diğer tarafta un kavrulur. Sarımsak eklenir. Ayrı bir kapta yumurta, limon suyu, yoğurt çırpılır. Bu karışıma unlu karışım da ilave edilir ve haşladığınız etli nohutların üzerine yavaş yavaş dökülür, iyice karıştırılır. Tavada çok az bir yağda nane kızdırılıp çorbanın üzerine dökülerek servis edilir.



Antalya Piyazı



Malzemeler:

2 su bardağı kuru fasulye

1 su bardağı tahin

3-4 yemek kaşığı sirke

2 adet soğan

2 adet yeşil biber

1 adet limonun suyu

tuz, pul biber



Hazırlanışı:

Akşamdan ıslatılan fasulyeler haşlanır. Soğan, yeşil biber ince ince kıyılır. Tüm malzemeler karıştırılır ve servis tabağına alınır. Üzeri maydanoz yaprakları ile süslenerek servis edilir.



Çökelekli Biber Dolması



Malzemeler:

10 adet dolmalık biber

15 yemek kaşığı tepeleme çökelek

1/2 demet maydanoz

4 adet domates

2 adet soğan

2 yemek kaşığı sıvıyağ

1 çay kaşığı kimyon

1 çay kaşığı karabiber

tuz



Hazırlanışı:

soğanlar yemeklik doğranır ve yağda pembeleşene kadar kavrulur. Domatesler küçük küçük doğranır ve soğana katılır. Domatesler pişene dek kavurma işlemine devam edilir. Domatesler pişince ateşten alınır ve soğumaya bırakılır. Bu karışıma kıyılmış maydanoz, çökelek, kimyon, tuz ve karabiber ilave edilir. Dolmalık biberlerin içleri temizlenir ve hazırlanan karışım ile doldurulur. Bir fırın tepsisine dizilir çok az su ilave edilerek fırında yaklaşık 30 dakika pişirilir.



Hibeş




Malzemeler:

1 su bardağı tahin

1 su bardağı su

1 adet limonun suyu

kimyon, kırmızıbiber



Hazırlanışı:

Bir kapta tahin ile limon suyu karıştırılır. Su ilave edilerek iyice karıştırmaya devam edilir. Kimyon ve kırmızı toz biber eklenir, servis tabağına alınır. Üzeri kimyon ve kırmızı toz biber ile süslenerek servis edilir.

ANTALYA’NIN YÖRESEL YEMEKLERİ, ANTALYA'YA GİDİNCE NELER YENİR?

ANTALYA’NIN YÖRESEL YEMEKLERİ, ANTALYA'YA GİDİNCE NELER YENİR?

Kırsal alanda yaşayan yörüklerin beslenme biçiminin temelini hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır.



Günümüz beslenme düzeninde yerlerini koruyan yerel yemeklerin başlıcaları şunlardır: Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), saç kavurması, domates civesi, hibeş, arapaşı, tandır kebabı, tatlılardan isa patlıcan, bergamut ve turunç reçeli sayılabilir.

ANTALYA’NIN SPORTİF FAALİYETLER İÇİN AYRILMIŞ ALANLARI





Kayak Merkezi


Coğrafi konumu nedeni ile 4 mevsimin aynı anda yaşanabildiği Antalya'da, sahilde denize girerken, Antalya'ya 50 km uzaklıktaki Saklıken'te kayak yapmak mümkün olmaktadır.



Saklıkent Kayak Merkezi



Dağcılık ve Tırmanma



Toros Dağlarının uzantılarından Beydağları Antalya il sınırları içindedir. 600-3086 m. yükseklikleri arasında yer alan dağlar jeologlar ve coğrafya bilimciler için değişik olanaklar sunar. Tekedoruğu, Bakırlı Dağ, Tahtalıdağ ve Kızlar Sivrisi önemli doruklardır. En yüksek doruğu 3086 m. ile Kızlar Sivrisi'dir. Dağcılar bu doruğa sedir ormanları ile kaplı Çamkuru Vadisi'nden ulaşılır. Dağa tırmanış bir gün içinde tamamlanabilir.



Beydağları







Rafting



Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırlarındaki Köprüçay, ülkenin en ilgi çekici rafting merkezlerindendir. Antalya'nın önemli turizm merkezlerinden olan Manavgat ilçesi sınırlarında akan Manavgat Çayı, rafting için elverişli parkurlara sahiptir.



Köprüçay



Manavgat Çayı







Sualtı Dalış



Antalya kıyılarındaki pek çok noktadan sualtı dalış yapmak mümkündür.



Antalya Dalış Noktaları



Avcılık



Kıyı boyunda ve yaylalarda bol miktarda keklik, sülün, ağaç güvercini, bıldırcın, üveyik, kayalık kesimlerdi ve ovalarda yaban güvercinleri, çulluk, turaç, karatavuk vardır.



Göller ve gölcüklerde yaşayan çok sayıda yaban ördeği ve yaban kazı kış aylarında kıyılara inerler. Sahilin ormanlık kesiminde geyik, tilki, sansar, alageyik, sincap, yaban keçisi, dağlarda ise ayı, kurt türleri bulunur.



Balıkçılık



Görmek isteyeceğiniz her türlü balığı Antalya sularında bulabilirsiniz. Akay, avcı, çipura, fangri, iskarmaç, iskorpit, isparit, istavrit, kılıç, kırlangıç gibi balıklar ve Akdeniz'e özgü girida balığı çok lezzetlidir. Akarsuların denizle birleştiği yerde özellikle levrek ve kefal bulunur. Turna, pisi, izmarit, böcek, istakoz ve kerevit de yakalanabilir.



Antalya bir alabalık cennetidir. Bölge çaylarında bol miktarda bulunan alabalıkların yanısıra kefal, levrek, sazan ve yılan balıklarını da çeşitli akarsu ve göletlerde görmek mümkündür.



Gençlik Kampları




Antalya Kemer ilçesinde gençlerin faydalanabileceği Orman kampları bulunmaktadır.



Orman Kampları

ANTALYA’NIN MİLLİ PARKLARI VE ANTALYA’NIN KORUMA ALTINA ALINMIŞ ALANLARI

ANTALYA’NIN MİLLİ PARKLARI VE ANTALYA’NIN KORUMA ALTINA ALINMIŞ ALANLARI



Düden Şelaleleri Şehir merkezine yaklaşık 10 km. uzaklıktadır. 20 m. yükseklikten dökülen şelalenin ana kaynağı "Kırkgöz Mevkii"ndedir. Aşağı Düden Şelalesi ise Lara yolu üzerinde merkeze 8 km. uzaklıktadır. Yaklaşık 40 m.lik bir falezden denize dökülür.




Altınbeşik Mağarası Milli Parkı



Beydağları Milli Parkı




Güllük Dağı Milli Parkı




Köprülü Kanyon Milli Parkı



Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı



Alacadağ Tabiatı Koruma Alanı



Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı



Dibek Tabiatı Koruma Alanı

ANTALYA’NIN CAMİLERİ VE ANTALYA’NIN KİLİSELERİ

ANTALYA’NIN CAMİLERİ VE ANTALYA’NIN KİLİSELERİ



Yivli Minare ve Külliyesi, Kesik Minare Camii, Bali Bey Camii, Muratpaşa Camii, İskele Camii, Karatay Medresesi, Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi önemli olanlardır.



ANTALYA’NIN Hanları



Evdir Han Antalya'dan kuzeye giden yolda ilk durak yeri Evdir Handır. Bugünkü Antalya-Korkuteli karayolunun 1 km. doğusunda ve Antalya'ya 18 km. uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalı olan Evdir Han 1210-1219 tarihleri arasında İ.Keykavus tarafından yaptırılmıştır.



Kırkgöz Han Antalya - Afyon arasındaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han'dır. Kırkgöz Han Antalya'ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz'de Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir durumdadır.

ANTALYA’NIN ÖREN YERLERİ

ANTALYA’NIN ÖREN YERLERİ



Perge

Antalya'nın 18 km doğusunda, Aksu Bucağı'nın sınırları içindedir. Kilikya - Pisidya ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Şehrin kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (M.Ö. 7 yy.). Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge hristiyanlar için önemli bir kent idi. M.S. Aziz Paulos ve Barnabas Perge'ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler Perge'ye önemli anıtlar kazandırmışlardır.

İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge'de önemli kalıntılar şunlardır:

Tiyatro: Cavea, orkestra ve scene olmak üzere üç ana bölümden oluşur. 12,000 seyirci kapasitelidir. Alt tarafta 19, üstte 23 oturma sırası vardır.

Stadion: 34 x 34 m. boyutlarındadır. Tonozlar üzerinde onüç oturma sırası vardır. Doğu ve satı tarafa otuzar, kuzeyde ise on tonoz bulunmaktadır. Her üç tonozdan biri Stadion'a giriş, diğer ikisi ise dükkan olarak kullanılmaktadır

Agora: Şehrin ticari ve politik merkezidir. Ortadaki avlunun etrafında çepeçevre dükkanlar vardır. Bazı dükkanların tabanı mozaikle kaplıdır. Meydanın ortasında 13.40 m. Çapında yuvarlak bir yapısı olan agora 76 x 76 m. boyutlarındadır.

Sütunlu Cadde: Aropol eteğinde nympheum arasında uzanır. Ortasında 2 m. genişliğinde bir su kanalı caddeyi ikiye ayırır.

Perge'deki diğer yapılar, nekropol, surlar, gymnasium, hamam, anıtsal çeşme ve kapılardır.





Sillyon



Aksu'nun 13 km kuzeydoğusunda Yanköy yakınlarındadır. Kent, Aspendos ve Perge yönünde, yüksekte duran bir plato üzerine, M.Ö. 14.yy.da kurulmuştur. Çeşitli uygarlıkları yaşayan kentten Selçuklular da yararlanmıştır. Stadyum, cimnazyum, kuleler, Selçuklu Mescidi ve sahne kısmı yok olan bir tiyatro geriye kalan kalıntılardır.



Termessos



Termesos Antalya'ya 34 kilometre mesafedeki bir Doğal Park olan Güllük Dağı içerisinde batı tarafında 1050 metre yükseklikte bir plato üzerindedir. Termesos Anadolu'nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuştur.



Önemli kalıntılardan olan 4200 kişi kapasiteli tiyatro, İmparator Augustus tarafından M.S. 1.yy. ın hemen başlarında yaptırılmıştır. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan Odeon'un 600 kişilik oturma yeri bulunmaktadır. Birbirine bağlı beş sarnıçtan oluşan yer altı sarnıcı su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmıştır.



Batı tarafı açık, diğer tarafları sütunlu galerilerle çevrili Agora; 6 m. yükseklikteki platform üstünde oturan kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium, gözetleme kuleleri diğer önemli kalıntılarıdır. Bunların dışında pek çok anıt ve 1200 ün üzerinde kaya mezarı bulunmaktadır.



Olympos


Antik Likya'nın en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiyeye konu olmuştur. Konumunun elverişliliği nedeniyle korsanların barınağı olan Olympos, bugün sahip olduğu tarihsel değerleri, 3200 m'lik mutteşem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta'ları Khimaira'sı, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhteşem doğası ve pansiyon olarak kullanılan meşhur ağaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir.



Ariassos



Antikite'den kalma Ariassos, Antalya-Burdur otoyolu'nun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan bir kilometre mesafededir. Bir dağın yamacında kurulmuş olan şehir hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir.



Dim Mağarası



Phaselis



Phaselis'e Antalya-Kemer otoyolu'nun 57. kilometresinde sola bir kilometre döndükten sonra ulaşılır. Rodoslular tarafından milattan önce 7. yüzyılda kurulan kent Doğu Likya'nın en önemli liman kenti olarak bilinir. Üç iskelesi bulunan antik kentin içinde 20-24 genişliğinde bir cadde bulunmaktadır. Caddenin batı ucundan Hadrian geçidi, sağ ve sol yanlarından ise dükkanlar ve hamamlar bulunmaktadır. Kente kara ve denizyolu ile ulaşmak mümkündür.



Limyra



Milattan önce 5. yüzyıldan beri varolduğuna inanılan kent Kumluca-Finike Karayolu'nun 11. kilometresindedir. 141 yılında yaşanan depremde önemli bir hasar görmüş kent ayakta kalmayı başarmış fakat 7. ve 9. yüzyılda Arap işgaline uğramasının ardından boşalmıştır. Kent üç parçadan oluşmuştur. Acropolis, yerleşim birimleri ve necropolis.



Arycanda



Kumluca-Finike otoyolunun Turunçova mevkiine 26 kilometre uzaklıktadır. Akarçay vadisini kontrol eden kentin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Buluntulara göre kentin milattan önce 5. yüzyılda varolduğu düşünülmektedir. M.S. 240 yılında yaşanan depremde önemli ölçüde zarar gören kent 11. yüzyıla kadar canlılığını sürdürmüştür. Bizans döneminde Aalanda olarak bilinen kentin birçok binası iyi korunmuş durumdadır.



Demre (Myra)



Finike'ye 25 km. Kaş'a 48 km. uzaklıktaki Demre, Likya uygarlığının 6 büyük şehrinden biridir. İlk kez M.Ö. 5. yüzyılda yerleşim merkezi haline gelen Demre, önceleri deniz kıyısındayken, Demre çayının getirdiği alüvyonlar sonucunda denizle olan bağlantısı kesilmiştir. Şehir M.S. 9. yüzyıldaki Arap istilaları sonrasında terkedilmiştir. Kaya mezarları, tiyatro ve St. Nicholas kilisesi görülmeye değer yapılardır. Hadrian tarafından yaptırılan içinde tahıl ambarı da bulunan Andriake limanının Demre ile bağlantısı vardır.



St. Nicholas Kilisesi



Yaygın olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245'te Fethiye yakınlarında Patara'da doğmuş ve M.S. 363'de ölmüştür. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamıştır. Bu yardımlarının sağladığı ünü bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak gelmiş ve güncelliğini korumuştur.



Demre rahibi olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan St. Nicholas ölünce Demre'ye gömüldü ve mezarının yanına adına bir kilise inşaa edildi. 1080'de İtalyan korsanlar bazı kemikleri Bari'ye kaçırdılar. Ancak kalan bazı kemik parçaları bugün Antalya Müzesindedir.



İlki 5-7 Aralık 1983 yılında yapılan Noel Baba sempozyumu, o günden beri değişik din ve eğitimlerden gelen insanların katılımıyla her yıl tekrarlanıyor. Bu sempozyumda St. Nicholas'ın çizgisinden gidilerek değişik din ve inançlardan olan insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılıyor.



Simena (Kale)



Güzelliğini, tarihi, denizi ve güneşinden alan Simena'ya Üçağız'dan deniz yoluyla da ulaşılabilir. Karşısındaki Kekova adasında bulunan ve Akdeniz'in büyüleyici mavisinin altında yer alan batık şehri ve antik kalıntılar görülmeye değerdir. Tarihi Likya uygarlığına kadar uzanan Simena'da pek çok uygarlık kalıntılarına rastlamak mümkün. Kayalara oyulmuş tiyatro ve surlar bunlardan yalnızca birkaçıdır.



Kekova



Kaş-Demre arasındadır. Akdeniz'de Üçağız Köyü karşısında kıyıya 500 m olan adada bulunan batık Antik Kenttir.



Patara


Kalkan-Fethiye yolunda, Kalkan'dan yaklaşık 10 km. önce ve güneyde yer alır Patara. Şehrin merkezinde bulunan renkli seramikler, şehrin tarihinin M.Ö. 5. yüzyıla dek uzandığını göstermektedir. St. Nicholas'ın doğum yeri olmasının yanı sıra, Büyük İskender zamanının önemli bir liman şehriydi. Biri Patara'ya giden üç kapılı surlar M.S. 110'da Vali Modestus tarafından yaptırılmıştır. En önemli kalıntılarından biri antik Patara Tiyatrosudur.



Xanthos




Xanthos nehrinin vadisine kurulan şehir Likya uygarlığının en eski ve en büyük şehridir. M.Ö. 4292'daki Pers istilalarına kadar bağımsız olan Xanthos, şehirlerini istilacılara karşı cesurca savunmuş ancak başarılı olmayacaklarını anlayınca önce kadınlarını öldürmüşler ve kendilerini ateşe atarak topluca intihar etmişler. Daha sonra Bölgeye göç eden 80 aile şehri yeniden kurmuş fakat yaklaşık 100 yıl sonra şehir bir yangınla yerle bir olmuştur. Yeniden inşaa edilen şehir batı ile ilişkilerini güçlendirerek, önemli bir merkez haline gelmiş ancak şansızlıklarından kurtulamamıştır. Brutus'un vergilerine direnince, şehir tahrip edilmiş ve halk savaşa sürüklenmiş ve Xanthos felaketler şehrine dönüşmüştür.



Şehir Likya merkezi etrafında oluşmuştur ve dışında da kalıntılar vardır. Tiyatronun batısındaki kalıntılar bugün de ilgi çekmektedir. Kayalar üzerindeki Harpy heykeli en önemli eserlerden biridir. Orjinali İngiltere'de British Museum'da bulunan eserin yerinde yalnızca kopyası vardır.



Kaş (Antiphellos)



Likya şehirlerinden biri olan Kaş'ın adı taşlık yer anlamına gelen "Phellos" tan gelir. Kaş bugün iyi korunmuş kaya mezarları ve tiyatrosuyla görülmeye değer bir sahil kasabasıdır.





Manavgat-Side



Aspendos


Antalya'nın 48 km doğusunda, Serik ilçesinde yeralan antik kentin kalıntıları büyük ölçüde ayaktadır.



Serik İlçesi-Aspendos

ANTALYA’NIN MÜZELERİ

Antalya Müzesi



Adres: Konyaaltı Cad. Antalya



Tel: (242) 238 56 88-89



Faks: (242) 238 56 87





Side Müzesi



Adres: Selimiyeköyü Manavgat - Antalya



Tel: (242) 753 10 06



Faks: (242) 753 27 49





Alanya Müzesi



Adres: Hilmi Bağcı Cad. Alanya - Antalya



Tel: (242) 513 12 28





Perge Müzesi

ANTALYA’NIN TARİHİ, ANTALYA’NIN TARİHİ YERLERİ, ANTALYA’NIN KÜLTÜREL ÇEVRESİ

ANTALYA’NIN TARİHİ, ANTALYA’NIN TARİHİ YERLERİ, ANTALYA’NIN KÜLTÜREL ÇEVRESİ



Surlar Bu surlardan günümüze şehrin içindeki birkaç burç ile Hadrian Kapısı ve yanındaki kuleler, limana bakan büyük kule ve liman surlarının bazı parçaları kalabilmiştir. İki surdan biri yat limanını, diğeri şehri at nalı gibi kuşatır. Kale Kapısı Meydanında ayakta kalan kulelerden birisi saat kulesi olarak kullanılmaktadır. Surların kente girişi sağlayan dört kapısı vardır.



Kaleiçi Bugün Antalya'nın "Tarihi Çekirdek Kenti" olan ve "Kaleiçi" adıyla tanınan semti büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrilidir. İç sur, yarım daire şeklinde yat limanını kuşatır. Restorasyon çalışmaları sonucunda Kaleiçi, pansiyonları, barları, çarşısı ile turizm merkezi haline gelmiştir. Liman ise yat limanı olarak düzenlenmiştir. Keleiçi restorasyon çalışmalarından dolayı Turizm Bakanlığı'nı 28 Nisan 1984 de FİJET tarafından Altın Elma (Turizm Oskarı) ödülü verilmiştir.



Hadrianus Kapısı Zamanımıza kadar yanlarındaki iki kule ile sağlam kalan tek kapı Üçkapılar veya diğer adı ile Hadrianus Kapısı olup, Pamphylia'nın en güzel kapısıdır. M.S. 130 yılında imparator Hadrianus'un Antalya'ya gelişi onuruna yapılan kapı, sütunları hariç, tamamen beyaz mermerden yapılmıştır. Oyma ve kabartmaları olağanüstüdür.



Eski Antalya Evleri Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya'da evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur
kültür ve turizm bakanlığı

ANTALYA’NIN TARİHİ

ANTALYA’NIN TARİHİ



Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos'dan alır. Attalos'a atfen Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını verirler.



Yapılan arkeolojik kazılarla Antalya ve bölgesinde günümüzde 40 bin yıl önce insanların yaşadığı kanıtlanmıştır. Antalya'nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir.



M.Ö. 2000 yılından bu yana bölge, sırası ile Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletleri, Pers, İskender, Antigonos, Ptolemais, Selevko, Bergama Krallığı egemenliklerini tanımıştır. M.S. 7. yüzyıldan sonra bölge Selçuklular ile Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiş, 1207 yılında Selçukluların eline geçmiştir. Bunu Tekelioğulları, Osmanlılar, Karamanoğulları, sonra tekrar, Osmanlı egemenlikleri izlemiştir.

kaynak kültür ve turizm bakanlığı

ANTALYA’NIN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ tatil beldesi

ANTALYA’NIN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ



Akdeniz Bölgesinin en önemli kentlerinden olan Antalya'nın kara sınırını Toros sıradağları oluşturur. İl bu kesimde, batıdan doğuya doğru Muğla, Burdur, Isparta, Konya ve İçel illeri, güneyde Akdeniz ile çevrelenmektedir.



İl topraklarının üç tarafı yüksek dağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Beydağı (3085m.) ve Akdağ (3075m.) dır. Bu dağların tümüne Güney Toroslar denilmektedir. Batıdan Eşen Çayı'ndan doğuda Kaledron (Kaldıran) Çayı'na kadar uzanan kıyı bandından kuzeyinde ovalar yer alır. İl sınırları içinde belli başlı akarsuları ise Alara Çayı, Dimçay, Manavgat Irmağı, Köprüçay, Eşençay ve Devrense Çayı'dır. Yörenin bitki örtüsünü oluşturan maki türleri Toroslar'ın etekleri boyunca ve yamaçlarında 300 m.ye kadar görülürler. Bu türler arasında ladin, katran ardıcı, mersin ve kocayemiş sayılabilir.



Antalya ilinde iki iklim hüküm sürer. Sahil bölgesinde tipik Akdeniz iklimi: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yukarı bölgede Akdeniz iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında geçiş teşkil eden kara iklimi hakimdir.




Akdeniz Bölgesinin en önemli kentlerinden olan Antalya'nın kara sınırını Toros sıradağları oluşturur. İl bu kesimde, batıdan doğuya doğru Muğla, Burdur, Isparta, Konya ve İçel illeri, güneyde Akdeniz ile çevrelenmektedir.



İl topraklarının üç tarafı yüksek dağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Beydağı (3085m.) ve Akdağ (3075m.) dır. Bu dağların tümüne Güney Toroslar denilmektedir. Batıdan Eşen Çayı'ndan doğuda Kaledron (Kaldıran) Çayı'na kadar uzanan kıyı bandından kuzeyinde ovalar yer alır. İl sınırları içinde belli başlı akarsuları ise Alara Çayı, Dimçay, Manavgat Irmağı, Köprüçay, Eşençay ve Devrense Çayı'dır. Yörenin bitki örtüsünü oluşturan maki türleri Toroslar'ın etekleri boyunca ve yamaçlarında 300 m.ye kadar görülürler. Bu türler arasında ladin, katran ardıcı, mersin ve kocayemiş sayılabilir.



Antalya ilinde iki iklim hüküm sürer. Sahil bölgesinde tipik Akdeniz iklimi: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yukarı bölgede Akdeniz iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında geçiş teşkil eden kara iklimi hakimdir.

ANTALYA’NIN İLÇELERİ tatil beldesi

ANTALYA’NIN İLÇELERİ



Antalya ilinin ilçeleri; Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik'tir.



Akseki: Alanya'dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir.



Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, "KARDELEN ÇİÇEĞİ' nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların ücretli olarak devamlı avlanacağı yer olup, Sinan hoca ve Gümüşdamla köylerinde kurulan alabalık üretme tesisleri avcıların ve turistlerin uğrak yerleri arasındadır.



Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası, Irmak Vadisi son aylarda keşfedilen 340 metre derinliğindeki Bucakalan Mağarası, ilçe merkezindeki Ulu Camii ve Medresesi görülmeye değer diğer eserlerdir.



Elmalı: Likya bölgesi içerisinde yer alan Elmalı'nın kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Doğuda Semahöyük yakınlarında Karataş'ta, batıda Beyler Köyü yakınındaki Beyler köyünde yapılan kazılar bölgenin bronz çağından bu yana iskan edildiğini göstermektedir.



Höyükler: Şehre bağlı köylerde üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki şehrin batısındaki Müğren Köyü'ndeki höyüktür. Arkeolojik yüzey araştırmaları burada çeşitli uygarlıklara ait izler olduğunu göstermektedir. Yine batıda Semahöyük Köyü'nde bulunan ikinci höyüğün üstünde Osmanlı ve Türk mezarlığı bulunduğu için bugüne kadar araştırma yapılmamıştır. Üçüncü ve en büyük höyük ise şehrin güneyinde, Elmalı - Kaş yolu üzerinde, Beyler Köyündeki Beyler Höyüğüdür. Bu höyükte yapılan kazılarda, bronz çağından bu yana devamlı bir yerleşimin izleri görülmektedir. Kazılarda çıkarılan arkeolojik buluntular Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.



Tümülüsler: Şehrin doğusunda, Elmalı'ya 6 km. uzaklıktaki Bayındır Köyü yakınlarındadır. Yan yana duran birkaç tümülüsten birinde yapılan kazılarda M.Ö. 7. yy.a ait buluntulara rastlanmıştır. Antalya Müzesi'nin özel bir bölümünde sergilenen bu buluntular bölgenin bu dönemdeki yaşamından kesitler vermektedir.



Anıt Mezarlar Bilinen iki anıt mezar vardır. Bunlardan ilki Karaburun diğeri ise Kızılbel'dedir. Antalya - Elmalı yolu üzerindeki Karaburun Kral mezarı odasının duvarları av ve savaş sahnelerinden oluşan fresklerle süslüdür. Kızılbel mezar anıtı ise şehrin batısında Elmalı - Yuvayol yolu üzerindedir. Kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir.



Define: 1984 yılında Antalya - Elmalı yol çizgisinin hemen kuzeyinde, Kral Mezarı ile Gökpınar Köyü arasında bulunmuştur. 190 adet gümüş antik sikkeden oluşan bu define antika kaçakçıları tarafından Amerika'ya kaçırılmıştır. Halen özel bir kişinin malı olarak Boston Museum Fine Arts'da bulunmaktadır. Yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen Atina Decadrachmeleri (14 adet, her biri 600.000$) bu büyük define yer almaktadır.



Camiler: İlçede yer alan Selçuklu Camii, Kütük Camii, Sinan-ı Ümmi Camii, Ömer Paşa Camii ve Külliyesi kentin görülmeye değer eserleridir.



Korkuteli: Antalya'ya 67 km. uzaklıktadır. Korkuteli'nin 3 km batısında, bugün yalnız kapısı ayakta kalan Alaaddin Camii ve yine aynı yörede, 1319'da Hamidoğulları'ndan El Emin Sinaeddin tarafından yaptırılan ve aynı adla anılan Selçuklu Medresesi görülebilir.



Gündoğmuş: Antalya'ya 182 km. mesafedeki Gündoğmuş ilçesinde pek çok antik kent kalıntısı bulunmaktadır. Güzel Bağ Bucağı'nın kuzeyinde 7 km. mesafede ve halen kazı yapılmamış olan Ayasofya Şehri, Gündoğmuş şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 7 km. mesafede Sumene mevkisinde, Asar Harabeleri, Senir Köyü' nün doğusunda 2 km. mesafedeki Kese Mevkiindeki harabeler, Gündoğmuş Şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 11 km. mesafedeki Gedfi Harabeleri önemli antik kent kalıntılarıdır.



İlçe merkezindeki Cem Paşa Camii, Gündoğmuş/Pembelik Köyü arasında ilçe merkezinin doğusundaki, 15 km. mesafedeki Sinek Dağı'nın tepesindeki harabeler, Alanya/Konya Kervanyolu, Gündoğmuş/ Antalya karayolu üzerinde Taşağır mevkisinde Kazayir Şehri Harabeleri diğer görülebilecek eserlerdir.



Gazipaşa: Antalya'ya 180 km. mesafedeki Gazipaşa, 10 km. uzunluğundaki kumsalı, orman kaplı alanları, turkuaz mavisi koyları, doğal güzellikleriyle şirin bir ilçedir. İskele, Koru ve Kahyalar plajlarının bulunduğu kumsallar, Caretta Caretta kaplumbağalarının önemli bir üreme merkezidir. Bugüne kadar bakir kalmış Gazipaşa, konaklama, dinlenme tesisleri, tarih ve doğa güzellikleri, yapımı süren havaalanı ve yat limanı ile gözde bir turizm merkezi olma yolunda ilerlemektedir.



Antik Kentleri



Antiocheia Adcragum: Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus'dan gelmektedir. Kalesi, sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, kentin nekropol alanı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.



Adanda-Lamos: Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabilir. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır.



Nephelis: Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.'sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.



Selinus: Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki yamaçlarında yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır.Kentin diğer yapıları hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol'dur. Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.



Kumluca: Alakır Çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alüvyonlu bir ovada yeralan Kumluca Finike ve Elmalı İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kumluca sahil boyunca plajlar, konaklama tesisleri ve koylara sahiptir. Kumluca'nın 27 km. kuzeyinde yeralan Altınkaya yaylası, Alabalık üretme çiftliği, Sedir Ormanları ve bol suları olan güzel bir yayladır. Korydalla ve Olympos Antik kentleri Kumluca ilçesi sınırlarında yer almaktadır.



Alanya: Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası'nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.



Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası'nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.



Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir.



Finike: Finike, Antalya iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.



Kaş: Likya'nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu 'kano turları', ekolojik uyumun keşfedildiği 'doğa yürüyüşleri'; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen 'yamaç paraşütü'; Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.



Manavgat: Antalya İline bağlı olan Manavgat tarih ve doğanın içiçe girdiği her türlü turizm aktivitesinin yapılabildiği bir turizm merkezidir.



Serik: Antalya'nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos'u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu, bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.



Kale (Demre): Antalya, iline bağlı olan Kale Noel Baba' nın yaşadığı yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.

ANTALYA’NIN GENEL ÖZELLİKLERİ, ANTALYA’NIN YÜZÖLÇÜMÜ, ANTALYA’NIN PLAKA NUMARASI

ANTALYA’NIN GENEL ÖZELLİKLERİ, ANTALYA’NIN YÜZÖLÇÜMÜ, ANTALYA’NIN PLAKA NUMARASI


Yüzölçümü: 20.815 km²



Nüfus: 1.132.211 (1990)



İl Trafik No: 07



Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.



Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır
kaynak :kültür bakanlığı ve turizm bakanlığı sitesi

30 Mayıs 2009 Cumartesi

25 MAYIS 1983 YILINDA KAYBETTİĞİMİZ NECİP FAZIL KISAKÜREK ANISINA ALLAH RAHMET EYLEYE MEKANI CENNET OLA.

ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Oğlum, Bu Temenni Neye Benzer, Bana Bak:

Oğlum, Bu Temenni Neye Benzer, Bana Bak:

Oğlum, bu temenni neye benzer, bana bak:
Eşeklerin canı yükten yanar, aman derler,
Nedir bu çektiğimiz derd, çifte çifte semer!
Biriyle uğraşırken gelip çatar öbürü;
Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri.
Semerci usta geberseydi... değmeyin keyfe!
Evet, gebermelidir inkisar edin herife.
Zavallı usta göçer bir gün akibet, ancak,
Makamı öyle uzun boylu nerede boş kalacak?
Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe.
Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner;
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler.
Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.
'Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktıyla bilemedik, tuhaf iş:
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!'
Nasihatım sana:'herzeyle iştigali bırak!
Adamlığın yolu neredeyse, bul da girmeye bak!
Adam mısın: ebediyyen cihanda hürsün gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.



Mehmet Akif Ersoy

Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı?

Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı?

"İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
(A’râf Suresi 155. Ayetin bir kısmı)

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık" diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

MEHMET AKİF ERSOY

29 Mayıs 2009 Cuma

ŞEHİTLERE SON SÖZ

EY OĞUL!
Unutmaki,yükseklerde yer tutanlar,aşağıdakiler kadar emniyetli değildir.Haklıysan mücadeleden korkma. Şeyh Edebali
Sanki Şeyh Edebali o sözlerini bu günler için söylemiş.Allah sabır versin bütün şehit ailelerine bu nedir böyle hep gençlerimiz bir şeylere kurban gidiyor.Genç nesil bir şekilde yok ediliyor biz son damlamıza kadar savaşır küllerimizden gene doğarız.Geç miş tarihimiz bu örneklerle dolu daha yeni bir Kurtuluş Savaşı vermişiz hepsindende galibiyetle çıkmışız bizleri hiç bir şey yıldıramaz.ne mutlu bu vatanı canından sevenlere.ŞEHİTLER BU VATAN SİZİNLE GURUR DUYUYOR.

26 Mayıs 2009 Salı

Her simgenin bir öyküsü var


Her simgenin bir öyküsü var


Takımların flamaları, resmi internet siteleri ve formalarında yer alan, taraftarların tezahüratların hayat bulan kara kartal, aslan, sarı kanarya, çift başlı kartal, şahin, leopar, horoz, minare, buğday ve karpuz gibi sembol ve simgelerin birbirinden farklı öyküsü bulunuyor.



AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, taraftarların hayran olduğu, desteklediği takımların birbirinden farklı sembol ve simgeleri bulunuyor. Takımların önemli bölümü sembol olarak hayvanları seçerken, bazıları tarihi yerleri ve tarımsal ürünlerini tercih ediyor.

Semboller içinde kartal, aslan, şahin gibi yırtıcı hayvanlar kadar sarı kanarya, horoz gibi daha evcil olanları da bulunuyor. Buğday ve karpuz gibi tarımsal ürünler de takımların simgesi, amblemi olabiliyor.

-GALATASARAY'IN ASLANI-

Galatasaray'ın simgesi olan aslan, futbolcuları Nihat Bedik'ten geliyor. Galatasaray kurulmadan 3 yıl önce dünyaya gelen Bedik, Galatasaray Lisesi'nde eğitimini sürdürürken spor hayatına başladı.

1916 yılında başlayan Galatasaray macerası süresince sadece futbolcu olarak değil üç adım atlama, yüksek atlama, binicilik, yelken ve yüzme alanlarında da kulübüne hizmet eden Bedik, tam 20 yıl boyunca futbolcu olarak verdiği mücadelesinde 268 kez forma giydi.

Galatasaray futbol takımının 8 yıl kaptanlığını yapan, 18 kez giydiği A Milli Takım formasını 8 kez kaptan olarak taşıyan Bedik, 1936 yılında aktif spordan çekilmesine rağmen spor yapmayı ihmal etmedi. ''Aslan'' ismini verdiği teknesi ile yarışlara katılan, futbol oynadığı dönemlerde ''Aslan Nihat'' olarak çağırılan Bedik, hayatını adadığı Galatasaray'a kendi lakabını simge olarak bıraktı.

-''HEY YAVRUM KANARYAMA BAK, YİNE UÇTU''-
Fenerbahçe'nin simgesi sarı kanarya da ''Uçan kaleci'' olarak tanınan ünlü kalecileri Cihat Arman'dan geliyor. Fenerbahçe Müzesi Müdürü Alp Bacıoğlu, sarı kanaryanın öyküsünü şöyle anlattı:

''1939 yılında Fenerbahçe'ye transfer olan kaleci Cihat Arman, 1952 yılına kadar oynuyor. O dönemlerde Türkiye'nin en iyi kalecisi olan Arman'a ''Uçan kaleci'' deniliyor. Arman, sahaya genellikle kanarya sarısı formasıyla çıkıyor. Lacivert forması da var ancak bu sarı forması daha çok biliniyor. Bir maçta Arman, kalenin 90 olarak tabir edilen köşesine giden top adeta uçarak çıkarıyor. O sırada taraftarlardan birisi, 'hey yavrum kanaryama bak, yine uçtu' diye bağırıyor. Bu kanarya zihinlerde yer ediyor. 1952 yılında Fenerbahçe genç kadro kuruyor. Bu kadro, ardı ardına şampiyonluğunu kovalayınca basın, kanarya sembolünü telaffuz etmeye başlıyor. Basın, o dönemlerde iyi maçlar çıkaran takımla ilgili 'sarı kanaryalar yine güzel oynadı' şeklinde haber yazınca kanarya tam anlamıyla simge olarak kalıyor.''

-BALIKÇININ ''HAYDİ KARA KARTALLAR'' DİYE BAĞIRMASI-

Beşiktaş'ın simgesi olan kara kartalın çıkış noktası ise bir taraftarın tezahüratı. 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla giren Beşiktaş, haftalar ilerledikçe puan farkını açıyor ve ligdeki liderliğini sürdürüyor. Bitime 5 hafta kala Süleymaniye ile 19 Ocak 1941 Pazar günü Şeref Stadı'ndaki maçta Beşiktaş, yine güzel bir oyun ortaya koyuyor.

Maçın ikinci yarısının ortalarında Beşiktaş takımı, önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirdiği sırada siyah beyazlıların akın yönü olan Şeref Stadı'nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir taraftar, ''Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar'' diye bağırıyor.

Şeref Stadı'nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazetecileri bir anda etkileyen balıkçı Mehmet Galin'in bu tezahüratı, o maçtan sonra Beşiktaş'a sembol oldu. 6-0'lık galibiyetin ardından Beşiktaş'ın sembolü ''Kara Kartallar'' oldu.

-''TİMSAHIN DOĞUŞU-
Bursaspor'un simgesi timsah, bir yöneticinin izlediği belgeselden yola çıkılarak hayat buldu. 1992 yılında yeşil-beyazlı yönetimde yedek üye olarak yer alan Lemi Keskin, o yıllarda takımın sembolünün inci olduğunu ve genellikle ''Yeşil inci'' olarak telaffuz edildiğini söyledi.

Beşiktaş ile 1992 yılında İnönü Stadı'nda bir maç yaptıklarını ve 0-0 berabere kaldıklarını anlatan Keskin, şunları kaydetti:

''Mart ayındaki bu maçtan sonra takımın sembolünün durağan yerine hareketli olması gerektiğini düşündüm. Kartal havada uçarken onun karşısında inci pek uymuyordu. O dönemlerde yeni sembolü düşünürken belgeselde timsahın boğayı parçaladığını gördüm. Timsah ilk etapta bana sıcak geldi. Yöneticilere ve kulüp başkanına konuyu anlattım, ama kolay olmadı. Marttan ağustosa kadar tanıdığım, tanımadığım birçok Bursaspor taraftarına sembolün nasıl olması gerektiğini sordum. Takımın rengi yeşildi. Sembol, hayvan veya yeşil olmalıydı. Buna en uygun olanı da timsahtı. Sonunda ağustos ayında yapılan yönetim kurulu toplantısında takımın sembolü timsah olarak belirlendi.''

Keskin, Bursaspor'un ünlü gol sevinci olan ''Timsah yürüyüşü''nün ise ilk kez Ugandalı futbolcuları Majid Mussisi tarafından yapıldığını belirterek, kulüp olarak o dönemlerde timsah ve Bursaspor ile ilgili belgesel bile hazırlattıklarını anlattı.

-FRANSIZLAR'IN KORKULU RÜYASI ŞAHİN BEY SEMBOL OLDU-

Gaziantepspor'un ambleminde yer alan, takımın sembolü olan ''Şahin'' ise Fransızlara karşı kentin savunmasında önemli rol üstlenen Şahin Bey'den geliyor.

Halk tarafından ''Şahin Bey'' olarak bilinen Mehmet Sait, 1911'de Trablusgarp Savaşlarına gönüllü olarak katıldı. Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşında Çanakkale, Romanya, Filistin cephelerinde savaşan Şahin Bey, Fransızlara karşı Antep savunmasını her şeyin üstünde tuttu.

Gaziantepspor tarihinde önemli yere sahip Şahin Bey, kentin futbol kulübüne Şahin simgesini veren isim oldu. Hatta, takımın rengi Fransızlarla çarpışan çetelerden akan kanın rengi kırmızı ile matemi simgeleyen siyah olarak belirlendi.

-LEOPAR, ÇİFT BAŞLI KARTAL VE HOROZ-

Ankara'da 6 Haziran 1978'de Ankara Belediyespor olarak kurulan Ankaraspor, sembol olarak ise kendisine güç ve asaleti temsil eden, bir dönem Anadolu'da ve özellikle Ankara çevresinde de yaşayan ''Anadolu Leoparı''nı kullanıyor.

Denizli'nin takımı Denizlispor ise amblem olarak adeta kentle özdeşleşen horozu seçti. Kulübün logosu, dünyaca ünlü horozunu simge alarak, yeşil–siyah renklerden oluşuyor.

Turkcell Süper Lig'e çıkan Diyarbakırspor, bugün formasında taşıdığı renklerin yeşilini Diclespordan, kırmızısını ise Yıldızspor'dan aldı. Kulübün amblemi, kentle özdeşleşen kale surları ile ünlü karpuzu oldu.

Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yapan Konya'nın takımı Konyaspor'un sembolü de ambleminde yer alan çift başlı kartal. Doğunun ve batının hakimi olarak nitelendirilen keskin bakışlı çift başlı kartal, futbolun da hakimi olmak için yeşil-beyaz renklerin üzerinde amblem olarak yer buldu. Anadolu Selçuklu Devleti'nin simgesi olan çift başlı kartalı, Konyaspor'un ambleminde buğday başakları yalnız bırakmadı.

Antalyaspor'un simgesi ise kentin sembolü olarak bilinen tarihi Yivli Minare oldu. Antalya Ulu Camii'nin minaresi olan Yivli Minare, yıllardır takımın ambleminde yer alıyor.

Kirli havayı bitkilerle temizleyebilirsiniz

Kirli havayı bitkilerle temizleyebilirsiniz

Bitkilerle ilgili olarak sadece 'havadaki karbondioksiti alıp dışarıya oksijen verirler' diye biliriz. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar, bitkilerin sadece karbondioksit değil birçok zehirli maddeyi emerek ortam temizliği yaptığını ortaya koydu. Sentetik malzemelerden, elektrikli ev ve büro aletlerinden çıkan, farkında bile olamadığımız uçucu maddelere karşı bitkileri kullanabiliriz.



Ev ve ofis içindeki dekorasyon malzemelerinde sıkça kullanılan kimyasal uçucu maddeler, ortama yaydıkları zehirli gazlarla sağlığımızı tehdit ediyor. Duvar boyaları, halılar, yer döşemeleri, mobilya cilaları ve temizlik maddeleri gibi pek çok alandan ortama gelen benzen, formaldehit ve TCE (trikloretilen) gibi zararlı maddeler dolayısıyla hava kalitesi düşüyor. Amerikan Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) yaptığı araştırmada iç ortamın dış ortama göre daha kirli olduğunun tespit edildiğine dikkat çeken Yüksek Kimya Mühendisi Kudret Livaoğlu, bu kirliliğin genel olarak 'hasta bina sendromu'na sebep olduğunu belirtiyor. Bu zararlı kimyasalların kısa ve uzun dönemde olumsuz etkilerinin olacağını vurgulayan Livaoğlu, bu etkileri şöyle anlatıyor: "Zehirli gazlar, kısa dönemde göz, burun ve boğazda yanma, baş ağrısı, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtiler, uzun dönemde alerji, astım, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi hastalıklara sebep olabiliyorlar."

Kirli havaya karşı alınabilecek tedbirler açısından ilk önerilen, iç ortamların düzenli olarak havalandırılması. Uzun dönemde ise ev ve ofislerde dekoratif amaçla yetiştirilen bitkilerden yararlanmak gerekiyor. Amerikan Uzay Araştırmaları Kurumu'nun (NASA) bitkiler üzerinde yaptığı bir araştırma, havaya karışan zararlı kimyasallardan doğal yollarla kurtulabileceğimizi ortaya koydu. NASA, iki yıl boyunca doksan bitki üzerinde araştırma yaparak bunlardan 15'inin bu zararlı kimyasalları emdiğini buldu. Bu bitkiler, aloe-vera, bambu, areka, kauçuk, benjamin, deve tabanı çeşitleri, dracaena çeşitleri, barış çiçeği, paşa kılıcı, İngiliz sarmaşığı, potos sarmaşığı, salon eğreltisi ve kurdele çiçeği. Bu bitkiler 24 saatte yüzde 87 oranında havadaki kiri yok edebiliyor. Etkin sonuç için bitkilerin boyunun en azından 15 cm kadar olması gerekiyor. Bazı bitkilerin bazı kimyasallar üzerinde daha etkili olduğunu belirten Kudret Livaoğlu şu bilgileri veriyor: "Kurdele çiçeği ve potos sarmaşığı formaldehit, barış çiçeği TCE, İngiliz sarmaşığı sigara dumanı ve paşa kılıcı temiz koku açısından daha etkili. Bu açıdan bitkileri kombine halinde kullanmak daha verimli sonuç alma açısından faydalı olacaktır. Bitkilerin geceleri havaya karbondioksit salgıladığı biliniyor, o yüzden yatak odasında değil oturma odalarında bakmak gerekiyor. Bu bitkiler ayrıca nem dengesini sağlamada ve toprakta bazı kirlilikleri elimine etmede yardımcı olur. O yüzden zararlı madde içermeyen, mikroorganizmaların gelişmesine fırsat vermeyen kaliteli toprak seçilmelidir." ZAMAN

ŞEMSİNUR ÖZDEMİR İSTANBUL

Türkiye'de ilk defa anti-stres tişörtü geliştirildi

Türkiye'de ilk defa anti-stres tişörtü geliştirildi


Denizli'de bir dershane, yaklaşan sınavlar sebebiyle öğrencilerin yaşadığı strese çözüm için bir tekstil firmasıyla anlaşarak, Türkiye'de ilk defa anti-stres tişörtü geliştirdi.



Dershanenin eğitim danışmanı Hüseyin Öztürk, gazetecilere yaptığı açıklamada, öğrencilerin sınavlara daha sağlıklı girmesi, sınav kaygısından uzak olması, dikkat ve konsantrasyonu sağlama adına daha farklı neler yapılabilir düşüncesiyle böyle bir tişört geliştirdiklerini söyledi.

''Öğrencilerimizin birçoğu ister SBS, ister ÖSS'ye hazırlık olsun, şu anda teknik olarak yapılması gereken her şeyi yaptılar, sınavlara hazırlar'' diyen Öztürk, ''Ama en önemli kısmı olan sınav kaygısı ve sınava psikolojik olarak hazırlık sürecinde herkes farklı çalışmalar yapıyor kendince'' dedi.

Stres ve kaygının zekanın freni olduğunu savunan Öztürk, şunları kaydetti:

''Kaygının olduğu yerde öğrenci, bildiklerini çok rahat şekilde optik üzerine aksettiremeyecektir. Buna, dikkatsizlik ve sınavdaki fizyolojik sıkıntılar eşlik edecektir. Çünkü stres her şeyin sebebi. Acaba öğrencimizin sınava girdiğinde kendini daha rahat hissedebilmesi için neler yapabiliriz düşüncesiyle bu proje doğdu. Türkiye'de ilk defa anti stres sınav tişörtü imal edilmiş oldu. Tişörtün en önemli etkisi, stresi azaltıcı ve kan akışını hızlandırıcı özellikte olması. Beyne giden oksijen miktarını artırma özelliği olduğu ve öğrencilerimiz kaygıyı daha minimize ettiği için dikkatle konsantrasyonla ilgili bir problem yaşamadığını görüyoruz.''

Aloe Vera'lı anti-stres bitim işleminin lisanslı kullanıcısı olan Tan Tekstil'in sahiplerinden Tevfik Tan, kimyevi madde üreticisi firmayla çok özel anlaşmaları olduğunu söyledi.

''Biz bu ürünleri özellikle yurt dışına imal ediyoruz'' diyen Tan, şöyle devam etti:

''Yaptığımız kumaş, tüketici tarafından bilindiği için isteniyor. Sadece bu tarz anti stres ürünler değil. Biz anti stresin yanında kolay ütülenebilir, ütü gerektirmeyen su itici ürünler de kullanmaktayız. Bu sadece onlardan biri.''

Anti stres tişörtün, bir sohbet esnasında sınava girecek öğrencilere ne yapabileceklerini tartışırken ortaya çıktığını bildiren Tan, şunları söyledi:

''Böyle bir uygulamanın Türkiye'de ilk defa olduğunu düşünüyoruz. Bu sadece sınava girecek öğrencilere bir hizmet amacıyla yapıldı. Yurt içinde böyle bir uygulama yok. Ürünün özü Aloe Vera bitkisi. Aloe Vera bitkisinin anavatanı Sudan. Ancak daha sonra ticari anlamda dünyanın pek çok yerinde üretilmeye başlanmış. Bu bitkinin özü birçok yerde kullanılıyor. Kimyevi madde firmaları teknolojiyi üretirken testler, denemeler yoluyla birçok şeyler yapıyor. Bu, bilimsel anlamda klinik deneyler sonucunda ortaya çıkan bir ürün. 200'den fazla işlevi olduğu söyleniyor. Yumuşak tutum sağlıyor, kan dolaşımını hızlandırıyor, stres azaltıcı etkisi var, açık yaraların iyileşmesini sağlıyor, ciltteki kuruluğu alıyor, nemlendirici özelliği var. Hatta haşereye karşı koruyucu etkisi sebebiyle yazın sivri sineklere karşı da koruyor.''

aa

Kan bağışı, kalp krizi ihtimalini yüzde 90 oranında düşürüyor

Kan bağışı, kalp krizi ihtimalini yüzde 90 oranında düşürüyor


Ülkemizde her yıl yüzlerce kişinin özellikle trafik kazaları veya acil ameliyatlar sırasında yeterli kan bulunamadığı için hayatını kaybetmesine rağmen kan verme alışkanlığı maalesef istenen seviyede değil.



Oysa kan vermenin hiçbir zararı olmadığı gibi, kan verenin bağışıklık sistemini güçlendirip vücudun yenilenmesine vesile oluyor. Uzmanlar, sağlıklı bir insanın yılda ortalama dört kez kan verebileceğine işaret ederek, kan bağışının fiziksel olarak faydasının yanı sıra psikolojik olarak da kan veren kişide bir rahatlama yaşandığını belirtiyor.

Medical Park Bursa Hastanesi Dâhiliye Uzmanı Dr. Serdal Baysal, yapılan bağışla kandaki yüksek yağ oranının düştüğünü, böylece kalp krizi ihtimalinin de birçok insanda yüzde 90 azaldığını belirtiyor. Dr. Baysal, kanın tek kaynağının insan olması ve ihtiyaç duyulduğunda yerine konabilecek bir yedeğinin olmaması sebebiyle hayat kurtarıcı bir sıvı olduğunu ifade ediyor. Gelişmiş ülkelerde kan bağışının sosyal bir sorumluluk olarak görülüp düzenli kan bağışı yapıldığını kaydeden Dr. Baysal, kan verildiğinde kemik iliğinin uyarıldığını, bunun da genç kan hücrelerinin kemik iliğinde yapılıp kan dolaşımına karışmasını sağladığını belirtti. Kan, kemik iliğinde yapımı sürekli olan bir sıvı olduğu için, kan verme, sağlıklı insanlar için herhangi bir sağlık problemine yol açmıyor.

Dr. Baysal, aksine kalp krizi riskinin yüzde 90 oranında düştüğünü vurguluyor. 18–65 yaşları arasında herhangi bir sağlık sorunu olmayan, kan ölçümlerinde hemoglobin ve hematokrit değerleri normal olan herkes, yılda ortalama dört kez kan verebiliyor. Kan vermeye tok mideyle gitmek gerekiyor. Dr. Serdal Baysal, kan vermenin sıvı kaybına neden olduğundan; işlem sonrasında kişinin bol sıvı alması, sigara/ alkol almaması, ağır egzersizlerden sakınması, dikkat ve denge gerektirecek işlerde çalışanların da kan bağışı yaptıklarında işlerine bir gün ara vermeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Normal kan hücresinin hayat süresi 120 gün. Dr. Baysal, kan verdikten ortalama olarak 2–3 ay sonra vücuttaki kan seviyesinin normal değerlere tekrar ulaştığını kaydediyor.

Kan verince ne olur?


KEMİK iliğinin yağlanması önlenip, kan yapımı canlı tutulur.

GENÇ HÜCRELER dolaşıma katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur.

KANDAKİ yüksek yağ oranı düşer. Kalp krizi ihtimali yüzde 90 azalır.

BAŞ ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesine çok büyük katkısı olur.

HER kan örneği AIDS, Hepatit-B/C ve Sifiliz yönünden araştırılıyor.

BAĞIŞÇI kişi kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur.

Kimler kan veremez?

HEPATİT B, HEPATİT C, CREUTZFELDT-JACOB ve AIDS hastaları hiçbir zaman kan veremez.

SITMA: Tedaviden 3 yıl sonra verebilir.

FRENGİ: İyileştikten 1 yıl sonra verebilir.

TÜBERKÜLOZ: İyileştikten 5 yıl sonra.

DİABET: İlaç kullanmayan veya kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir.

ANEMİ kansızlık teşhisi konulmuş kişiler, astım, kronik bronşit, epilepsi hastası olanlar ve gebeler kan bağışçısı olamaz.

KALP hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi olanlar, brusella virüsü almış olanlar, 6 ay içinde büyük ameliyat geçirmiş olanlar kan veremez. ZAMAN
MUSTAFA AYDIN

Kıyafet alırken çocuğa da seçme şansı tanıyın

Kıyafet alırken çocuğa da seçme şansı tanıyın


Kendi elbisesini seçmesine fırsat tanımak çocukların özgüven gelişimini olumlu etkiliyor. Giyim konusunda seçme hakkı tanınmayan çocuklarda ise özgüven eksikliği, çekingenlik, kararsızlık, hep yönlendirilmeyi bekleme gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Kendilerinin anneden ayrı bir varlık olduklarını 3 yaşında fark eden çocuklar, bu dönemde dünyayı keşfetme denemeleri yapıyorlar.



Dünyayı öğrenme ve keşfetme isteği bu süreçte zirveye çıkan çocukların ilk bireyselleşme çabaları bu dönemde ortaya çıkıyor. Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Uzman Çocuk Psikoloğu Aynur Sayım, 3 yaş döneminde çocukların yemeği kendisi yemek isteyebileceğini, oyuncağını kendisi almak isteyebileceğini ifade ediyor. Bu dönemde korumacı tavırla çocukların hareketlerinin kısıtlanmaması gerektiğini vurgulayan Sayım, şu uyarıda bulunuyor: "Eğer aile çocuğu engeller, her hareketinde uyarır, çocuğa zarar gelecek endişesi ile korumacı, müdahaleci davranırsa, çocuğun güveni kırılır. Dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve yeni girişimlerinde daha temkinli olma ihtiyacı duyar. Anne-baba çocuk için gerekli güvenlik önlemlerini alarak, çocuğa kendisini gerçekleştirmesi için fırsat sunmalı."

Elbise seçme isteğinin çocuğun bireyselleşme denemesi olduğunu kaydeden Sayım, "Çocuk uygun kıyafeti seçmiyorsa, ona en azından alternatifler sunup, bunlar arasından beğenmesini istemelidir." diyor. Sayım, çocuklara kontrollü bir şekilde uygun kıyafeti seçmesine yardımcı olmayı öneriyor. ZAMAN

ÜNAL LİVANELİ

MSN şifresi nasıl çalınıyor?

Hackerler MSN şifrenizi böyle çalıyor
İnterneti kullanıp da anında mesajlaşma yazılımı (MSN, Yahoo Messenger, Skype) kullanmayan yok denecek kadar azdır. Birçok kişi hatta ufak çaplı şirketlerin çoğu iletişim ihtiyaçlarını MSN gibi anında mesajlaşma programları veya mail hesapları aracılığıyla gidermeye çalışıyor.

Kimimiz eş-dost, akraba ile iletişim kurmak kimimiz de işyerindeki iletişim giderlerini azaltmak için MSN kullanıyoruz. İnternet teknolojisinin en çok kullanılan programlarından MSN'e internetin kötü çocukları da büyük bir ilgi ile yaklaşıyor. Çeşitli yöntemler kullanarak MSN kullanıcılarının şifrelerini çalıp tehdit ve şantajda bulunuyorlar ya da isimlerini kullanarak onlar adına MSN adresindeki kişilerden kontör çalıyorlar. Eğer ele geçirilen mail adresinizde internet bankacılığı kullanıcı adı ve şifreleriniz saklıysa, tüm paranız kısa sürede buharlaştırılabiliyor.
MSN şifresi nasıl çalınıyor?


Genelde dikkatsiz veya güvenlik konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan kişileri hedef seçen MSN hırsızları, şifreleri ele geçirmek için birçok yöntem kullanıyor. Bu yöntemler arasında kurban bilgisayarlara Fake Mail (sahte mail) göndermek ilk sırada geliyor. Fake Mail yöntemi uygulayan kişiler gönderdikleri maile www.hotmail.com sitesinden gelmiş gibi bir izlenim verip "Hesabınızın iptal olmaması için gönderilen linke tıklayarak şifrenizi değiştirmeniz gerekiyor, aksi takdirde 10 gün içerisinde hesabınız kapatılacaktır" yalanını sıralıyorlar. Bu yemi yutan güvenlik bilgisi yetersiz internet kullanıcıları hemen linke tıklayıp şifrelerini değiştirmek için eski ve yeni şifrelerini giriyorlar. Bütün bu bilgiler, hırsızın mail hesabına gönderiliyor. Şifreniz artık kötü çocuğun elinde!

İkinci yöntem ise internet kafe gibi bilgisayarların ortak kullanıldığı yerlerdeki kullanıcıların sık karşılaştığı bir yöntem: Keylogger yerleştirme. Keylogger programları ile bastığınız bütün tuşlar bir dosyaya kaydediliyor ve şifre bilgileri yine kötü çocuğa ulaştırılıyor.

Brute Force atağı olarak adlandırılan bir başka yöntemde amaç basit şifrelerin programlar vasıtasıyla tek tek denenerek bulunması. '123456', 'deneme', 'doğum tarihi' gibi basit şifreler vermek hepimizin kolayına gider. Haliyle kötü çocuğun da kolayına gideceği açıktır. Bir diğer şifre verme hatası ise unutulan şifreleri kurtarmak için belirlediğimiz gizli sorularda yatıyor. "Hangi takımı tutuyorsunuz?", "Mezun olduğunuz üniversite?" gibi sorulara kaç farklı şekilde cevap verilebilir ki? Kötü çocuk bunları tahmin edemeyecek kadar beceriksiz olamaz.

Son bir yöntem MSN'e ek özellikler kazandırmak için kullanılan MSN Plus gibi programlara trojan ekleyip kullanıcı bilgisayarlarına yükletmek. Bu tip uygulamalar ne olduğu belirsiz web sitelerinden indirilerek yüklendiğinde bilgisayardaki şifreleri hırsızlara iletiyor.

MSN adresim çalındı ne yapmalıyım?

Öncelikle en yakın Cumhuriyet savcılığına dilekçe ile başvurun. Dilekçenize çalınan MSN adresiniz, IP numaranız, tarih ve saat gibi bilgileri eklemeyi unutmayın. Sonra MSN adres defterinizdeki tüm kişilere adresinizin çalındığı hakkında bilgi verin. Eğer MSN şifrenizi çalan kişi bir kontör hırsızı ise onu yakalamak daha kolay. Yüklenilen kontörün numarası kayıtlıysa savcılık vasıtasıyla GSM şirketinden bu kontörlerin hangi telefon numaralarına yüklendiği tespit edilip hırsızı yakalamak için kullanılabilir.

MSN hırsızını yakalamak için savcılık, MSN adresi çalınan kişinin adresini kullanan kişilerin IP numaralarını tarih ve saat detayları ile birlikte Microsoft'un İstanbul'daki Türkiye temsilciliğinden ister. Microsoft firması en son hangi IP adresinden MSN ya da hotmail hesabına giriş yapıldığına dair bilgileri savcılığa iletir. Savcılık, Türk Telekom yardımıyla ilgili tarih ve saatte bu IP'leri kullanan kişilerin kimlik tespitini yapar. Tabii tüm bu süreçler içerisinde emniyet güçleri de üstüne düşen görevi yerine getirir. Örneğin sahte IP numarası ile şifre ele geçirilmesi ihtimaline karşı emniyetin bilişim uzmanları, kimliği tespit edilmiş suçluların bilgisayarlarını inceleyerek doğru sonuca ulaşılmasında yardımcı olur. Suçun kesinleşmesinden sonra da mahkeme süreci başlar.

Eğer suç yurtdışından veya internet kafe ortamından işlenmişse suçluyu bulmak bayağı zor oluyor. Ancak bilişim suçları ile mücadele eden polisimiz suçun boyutu arttıkça suçluları yakalamak için elindeki tüm imkânları kullanarak kısa sürede sonuca ulaşabiliyor.

***



MSN ya da e-posta hacklemenin cezalarıYeni Türk Ceza Kanunu'na göre iki yıla kadar hapis veya adli para cezası istemiyle karşı karşıya kalınması mümkün. Maili hacklenen kişinin bilgilerinde bir değişiklik veya eksiklik meydana geldiğinde bu ceza iki yıldan dört yıla çıkıyor. Maili hacklenen kişi bir kamu kuruluşunda çalışıyor ve bu mail adresini kurum işi için kullanıyor ve bu mailinde işini sürdürmesi için gerekli birtakım belgeler bulunduruyorsa, bunun cezası 1-3 yıl arasında değişiyor.

Ayrıca TCK 124. maddesine göre haberleşmenin engellenmesi suçu sübut bulduğundan, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. (Önceki cezalara ek olarak) Bunun yanında mail hackleyen kişi, haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği için de TCK'nın 132. maddesi gereğince altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. (Önceki cezalara ek olarak) Eğer kişisel verileri ele geçiren kişi bunu başkalarına yayarsa TCK 136. maddesinin, "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükmüyle de yargılanıyor. Bu cezalara rağmen yine de mailler hackleniyor; çünkü kimse bu konuların hukuk sistemi tarafından düzenlendiğini bilmiyor. Bilmediği gibi bunu yapanların üzerine gitmiyor.

***



MSN'i güvenli kullanma kılavuzu
Kullandığınız hiçbir bilgisayarda MSN parolamı hatırla ve otomatik aç seçeneğini kullanmayın.

Maille gelen ek dosyaları mümkün olduğunca açmayın. Eğer illa açmanız gereken bir dosya varsa antivirüs taramasından geçirin.

Gelen mail içerisindeki linkleri tıklayarak değil, linki kopyalayıp başka bir sayfada mümkünse Explorer dışındaki başka bir browser ile (Firefox veya Opera gibi) açın.

Mailinizi okuduktan sonra mail hesabınızın oturumunu kapatmadan direkt Explorer'ı kapatmayın.

Mümkünse internet kafe gibi ortak bilgisayarların kullanıldığı ortamlarda MSN oturumunuzu açmayın. Açmak mecbur kalırsanız da işiniz bitince MSN oturumunuzu mutlaka kapatın ve en kısa sürede hemen MSN şifrenizi değiştirin.

MSN yolu ile önemli kişisel bilgilerinizi, her türlü parola ve kredi kartı bilgilerinizi en yakın arkadaşınıza dahi göndermeyin.

Hiçbir banka veya kurum kesinlikle e-posta veya anlık ileti veya açılır pencere üzerinden parola, hesap veya kredi kartı numarası ya da diğer gizli bilgileri istemez. Size gelen bu tür mesajlara kanmayın.

MSN şifrenizi mutlaka belirli bir uzunlukta ve kolay tahmin edilemeyecek şekilde belirleyin. Şifrelerinizi kimseyle paylaşmayın. Başka e-posta hesaplarınız, üye olduğunuz forumlar, bloglar ve başka interaktif siteler için aynı şifreyi kesinlikle kullanmayın.

Bilgisayarınıza MSN programını sadece Microsoft'un kendi sitesinden indirip yükleyin.

MSN veya Windows Live Hotmail Müşteri Hizmetleri, Microsoft Destek Hizmetleri adı altında gelen e-postalar içinde yer alan linkleri tıklayarak şifrenizi, özel güvenlik bilgilerinizi talep eden sorulara cevap vermeyin. MSN destek hizmeti ücretsizdir, para karşılığı veya talep etmediğiniz halde size ulaşan destek mesajlarına itibar etmeyin.

Windows Live Messenger listenize eklenmek için tanımadığınız biri tarafından davet alırsanız asla kabul etmeyin.

Bilgisayarınızda yüklü olan işletim sistemi, antivirüs ve güvenlik duvarı programlarınızı sürekli güncelleyin.


--------------------------------------------------------------------------------


Kaynak : Zaman

Kirazın faydaları nelerdir?


Kirazın faydaları
KİRAZ BÖBREK DOSTU


Kiraz İdrar söktürücü özelliği ile böbreklerin dostudur ve vücudu zehirli maddelerden temizler. Kiraz vücuttan ürik asit ve ürat tuzlarının atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıkları ile eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılır.


Kiraz yapısında bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlüyor ve var olan taş ve kumları zamanla döküyor, ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı oluyor. Vücuttaki ödemin , fazla suyun atılmasıyla, dolaylı olarak zayıflamaya yardımcı oluyor.


Kirazın ayrıca kabızlık giderici özelliği bulunuyor. Özellikle bayat yemeklerle pastırma, sucuk gibi gıdaların zararlarını önleyen kiraz, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlıyor.


Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesinin deride kırışıklıkları önlediği ve giderdiği belirtiliyor.


Karaciğerin dostu olan kiraz, hastalıklar, fazla ilaç tüketimi ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciğerin yükünü hafifleterek iyileşmesine yardım ediyor. Karaciğer zamanla normale dönüyor ve safra salgısı artıyor. Böylece sindirim gücünü artırıyor.


Kirazda bulunan 'levüloz' adlı şeker kolay sindirilebildiğinden şeker hastaları hiçbir tehlike oluşmadan kiraz yiyebiliyor. Kiraz içindeki madensel madde ve vitaminler nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Kiraz yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik sağlıyor. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin dostu.


KİRAZIN MEYVESİ KADAR AĞACI DA ŞİFA KAYNAĞI
Ağaç kabukları yüksek ateşe ve kabızlığa iyi geliyor, yaprakları müshil olarak, çiçekleriyse göğsü yumuşatıcı olarak kullanılıyor. Kirazı bağırsakları zayıf ve yüksek tansiyon sorunu olanların dikkatli tüketmeleri gerekiyor.


Sapları, idrar söktürücü olduğu gibi bronşite karşı kullanılıyor. Gölgede iyice kurutulan sapla hazırlanan şurup veya demlemelerle iyileşme sağlanabiliyor. Saplar gerekirse kıyılarak bir gün süreyle su içinde ıslanmaya ve yumuşamaya bırakılıyor.


Bir litre su içine bir küçük avuç sap konularak hazırlanacak demlemeden günde 3-4 fincan içiliyor. Bu demleme günde iki kez el ve ayak banyosu şeklinde de kullanılabiliyor. Ya da hazırlanan kiraz sapı demlemesi taze veya kurutulmuş kiraz üzerine boşaltılarak yarım saat bekletildikten sonra süzülerek aynı dozda içilebiliyor.


Sapları ayrık ve mısır püskülü ile kaynatılarak demlendiğinde ayak ve karın şişliği; arpa ile kaynatılarak elde edilen demlemeyse idrar söktürücü olarak kullanılıyor. Dövülmüş çekirdeğinin kaynatılmış suyu idrar zoru sorununa yardımcı oluyor. Ayrıca çekirdekleri ısıtıldıktan sonra bir beze sarılarak karın bölgesinde ağrıların giderilmesi için kullanılıyor.


KİRAZ ASPİRİNDEN DAHA FAYDALI



Prof. Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi. Kirazın ayrıca damar sertliği ve mafsal kireçlenmesine da faydalı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, şöyle konuştu: "Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi ağrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. Araştırıcılar bu etkiyi kirazda bulunan 'antosiyanin' isimli kimyasalın yaptığını bildirmektedir.


Kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunmakta ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Araştırıcılara göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla eşdeğer görülüyor. Ayrıca kirazda bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminlerine benzer antioksidan etki yapmaktadır."


KİRAZ ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR


Uzmanlar, kiraz alırken temiz, parlak ve hasarsız olmasına dikkat edilmesini istiyor. Uzmanlar, kiraz konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor: "Rengi koyu olanlar her zaman daha tatlıdır. Saklarken kirazın saplarını çıkarmazsanız ömrü daha uzun olur. Yıkamadan plastik bir kaba koyup buzdolabında saklayın ve daima yemeden önce yıkayın.


Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletirseniz tadı daha lezzetli olacaktır. Taze kirazların 2–4 gün içinde tüketilmesi gerekir. Kirazı ayrıca derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Bunun için kirazın çekirdeklerini çıkarmanız gerekir
kaynak:internet haber
Baharın habercisi kirazın kolesterolü ve kan şekerini düşürücü, kalp sağlığını iyileştirici etkisi var. İşte kirazın faydaları...


--------------------------------------------------------------------------------


KİRAZIN BİLİNMEYEN FAYDALARI



Baharın habercisi kirazın kolesterolü ve kan şekerini düşürücü, kalp sağlığını iyileştirici etkisi var. İşte kirazın faydaları...

Kirazın bilinmeyen özellikleri:

· Kiraz fitokimyasallar açısından zengindir. Bunlar: anthocyanins (mevye ve sebzelerin rengini veren pigmentler; ki bunlar hücreleri zararlı kanserojen maddelere karşı koruyan antioksidan özellikleri sebebiyle kansere karşı seçenek oluşturabilirler). Aynı şekilde bir flavonoid olan quercetinki içinde hem anti-kanser bir oluşum, hem de anti-imflamotoral ve intihistaminik (alerji ve enfeksiyon önleyici) özellikler taşıyan bir antioksidandır.

· Kiraz hem kolesterolü hem de kan şekerini düşürmeye yardımcı olabilir.

· 100 gram kirazda, 17 bin miligram C vitamini bulunmaktadır. Her insanın günde 60-80 miligram C Vitamini alması gerekiyor.

· B1, B2, B5 vitaminleri, magnezyum ve kalsiyum da bulunmaktadır.

· Ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağlayabilir. Bu nedenle romatizma ve gut hastalıkları, eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde kullanılabilir.

· Kabızlığı önlemede etkilidir.

· Kirazda bulunan kinik asit, böbreklerin taş ve kum yapmasını önleyebilir ve varsa zamanla dökülmesine yardımcı olabilir.

· Kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olabilir.

· Aşırı ilaç tüketimi ile karaciğerde oluşan yükün azaltılmasında yardımcı olabilir.

· Nikotinin vücuttan atılmasında yardımcı olur.

· İçerdiği meyve şekeri levüloz rahat sindirilebildiği için, şeker hastaları da kirazı yanında protein kaynağı besinlerle birlikte tüketebilir.

· A vitamininin önemli bir kaynağı olan karoteni içeren kiraz, göz problemlerinin önlenmesinde yardımcı olabilir.

· 20 kirazda 12 - 25 miligram arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir.

· 30 gram kiraz sapını 1 litre suda 10 dakika kaynatarak hazırlayacağınız çay, böbrekleri çalıştırarak, diüretik (idrar söktürücü), kan ve idrar yolları temizleyicisi, safra akımını sağlayıcı, bağırsak düzenleyici etki gösterebilir.

kaynak:meyve faydaları.com

İşte Google'da en çok aranan kelime


İşte Google'da en çok aranan kelime
Google, dünyada ve Türkiye'de 2008 yılının en çok aranan terimlerini duyurdu.

Google Türkiye'den yapılan yazılı açıklamada, Google'nin her gün arama motoruna yazılan milyonlarca sorguya dayanarak derlediği internet ''Zeitgeist''ını (zamanın ruhu anlamına gelen Almanca kelime) açıkladığı belirtildi.

Açıklamada, 2008 Türkiye listesinde sosyal ağ siteleri, oyun, video paylaşım sitesi ve dizi terimlerinin öne çıktığı bildirildi.

''Zeitgeist 2008: Türkiye'' basın sitesinde, Google'nin, arama sonuçlarını analiz ederek 2008 yılı içerisinde Türkiye'de internet kullanıcılarının en çok arama yaptıkları başlıklarla ilgili liste, grafik ve bilgileri bir araya getirdiği kaydedildi.

Sitede yer alan bilgilere göre, Türkiye'de en popüler 10 arama ''facebook'', ''oyun'', ''mynet'', ''youtube'', ''oyunlar'', ''msn'', ''indir'', ''tv'', ''hürriyet'' ve ''haber'' olarak sıralandı.

En hızlı yükselen aramalar, ''hi5'', ''facebook'', ''key'', ''netlog'', ''sahibinden'', ''dizi'', ''kurtlar vadisi'', ''kpss'', ''oyunlar 1'' ve ''vatan'' oldu.

Türkiye'den aranan ünlüler, Gülben Ergen, Serdar Ortaç, Tarkan, Demet Akalın, Ebru Gündeş, Hadise, Sibel Can, Gökhan Özen, Hülya Avşar ve Şahan iken, Türk dizileri ise ''Kurtlar Vadisi'', ''Kavak Yelleri'', ''Yaprak Dökümü'', ''Selena'', ''Asi'', ''Avrupa Yakası'', ''Arka Sokaklar'', ''Adanalı'', ''Binbir Gece'' ile ''Gece Gündüz'' şeklinde sıralandı.Ekonomide, ''iş'', ''kariyer'', ''kredi'', ''altın'', ''para'', ''finans'', ''euro'', ''borç'', ''dolar'', ''banka'' en çok aranan kelimeler oldu.

Futbol takımları da, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Sivasspor, Eskişehirspor, Ankaragücü, Kocaelispor ve Kayserispor şeklinde yer aldı.Açıklamada, yıl sonu zeitgeist'ına ek olarak global, bölgesel, geçmiş ve şimdiki arama trendlerine bakış sağlayan başka araçların bulunduğu, ancak Google zeitgeist araçlarının, kesinlikle bireysel kullanıcıları teşhis etmek için kullanılamadığı, çünkü araştırmanın belli bir zaman içinde belirli sorguların ne kadar sıklıkta görüldüğünü gösteren anonim ve toplu dökümlerden yola çıkılarak sürdürüldüğü vurgulandı.

GOOGLE, İNTERNET KÜTÜPHANESİNE MAGAZİN DERGİLERİ DE EKLEDİ

Amerikalı internet devi Google, yayınevleriyle işbirliği yaparak hizmete sunduğu internet kütüphanesine magazin dergileri de eklediğini bildirdi.

Google'dan yapılan açıklamada, ABD'de yayımlanan magazin dergilerinin milyonlarca sayfasının dijital ortama aktarılmaya başlandığı belirtilerek, şimdilik spor dergileri Men's Health, Baseball Digest ve Runner's World'ün bir milyondan fazla sayfasının sayısal hale getirildiği, yakında başka birçok derginin de internet kütüphanesine ekleneceği kaydedildi.

Taranarak renkli bir biçimde dijital ortama aktarılan bu dergilere, online kütüphane "Google Book Search" üzerinden ulaşılabileceği belirtildi.
kaynak:samanyolu haber

Şifalı Bitkiler çok faydalıdır.İşte Şifalı Bitkiler;

Şifalı Bitkiler çok faydalıdır.İşte Şifalı Bitkiler;


ADAÇAYI
Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser.Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.Bu uyarıcı bitki kan dolaşımını hızlandırır. Hücre yenilenmesini ve cildin elastikiyetinin artmasını sağlar. Bu bitkiyle sivilcelerinizden de kurtulabilirsiniz.

AHUDUDU
Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.

ALOE VERA(SARISABIR)
Eski yunanlılarında güzelleşmek için kullandıkları bir bitki. Yıpranmış ciltleri onarmak ve nemlendirmek için son derece yararlı. Akne sıcaktan kaynaklanan kaşıntılara karşı cildi koruyor. Yıpranmış saçları onarıyor ve nemlendiriyor.

ASMA
Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

AVOKADO
Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir.Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.

AYRIKOTU
İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.

AYVA
İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.

BADEM
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

BAKLA
İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.

BAMYA
Halsizliğe karşı bire bir. 100 gram bamya günlük magnezyum (hücrelerin enerji depolamasına yarayan madde) ihtiyacımızın üçte birini ve yüzde 10′dan daha fazla miktarda ise günlük demir (akyuvarların vücut içinde oksijen taşımasını sağlıyor)ihtiyacımızı karşılıyor.

BİBERİYE
Eski zamanlarda gençliği geri getiren bitki olarak adlandırılan biberiye, sivilcelere iyi geliyor. Cildin esnekliğini ve sıklığını artırıyor. Bir litre suya, biberiye ve kekik yağından iki kaşık ekleyin. Bu karışımı cildinizi temizlemek ve yumuşatmak için kullanın.

BEZELYE
Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.

BROKOLİ
Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine bire bir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan ‘indole’ adlı bir madde içeriyor.İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.

BUĞDAY
Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.

ÇAM FISTIĞI
Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

ÇAY
Binlerce yıllık bir bitki olan çayın yaprakları güzelleşmek içinde kullanılıyor. Yağlı bir cildiniz varsa, çaydan bir tonik olarak faydalanabilirsiniz.
Gözleriniz şişse iki soğuk çay poşetini göz kapaklarınızın üstünde bekletin.
Saçlarınızın eskisinden daha parlak görünmesini istiyorsanız, şampuandan sonra çayla durulayın. Farkı göreceksiniz.

ÇİLEK
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

ÇÖREKOTU
İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.

DOMATES
Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Kalp hastalıklarına ve prostat kanserine karşı etkili. ‘Beta karotin’e yakın olan likopen içeriyor. Likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan maddeler arasında yer alıyor. Araştırmalar domatesin prostat kanseri riskini azalttığını gösterdi. Haftada en az iki kez domates yiyen erkeklerin, diğerlerine oranla prostat kanserine yakalanma riskleri az.

DUT
Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

EBEGÜMECİ
Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder.
Bu bitkinin yaprakları tahriş olan cildi dış etkenlere karşı korur. Cildi nemlendirir ve yumuşatır. Ebegümeciyle kan dolaşımını hızlandırabilir, bağ dokusunun elastikiyetini artırabilirsiniz. Ayrıca göz altındaki kırışıklara ve şişliklere de iyi gelir.

ELMA
Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz,kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.

ENGİNAR
Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikleri belirtildi.

FESLEĞEN
Sakinleştirici ve yatıştırıcı özelliği vardır. Enerji verir ve cildi rahatlatır. Fesleğenli saç losyonlarıyla saç derisine masaj yaparak, onların kökünü güçlendirebilirsiniz. Fesleğen yağıyla selülitlerinizden de kurtulmanız mümkün.

FINDIK
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.

GÜL
Cilde sağladığı yararlar yüzünden kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Parfüm üretiminin önde gelen elemanlarındandır. Gözenekleri sıkılaştırıcıdır.

GREYFURT
C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.

HAVUÇ
Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard’ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir Kansere karşı etkili olduğu gibi cildin kurumasını da engelliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Beta karotin (kansere neden olan serbest radikallari durduruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor) içeren havucun en büyük özelliklerinden biri içerdiği bu maddenin cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebilmesi.

IHLAMUR
Ihlamur, 18. yüzyıldan beri çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Sakinleştirici ve yumuşatıcı özelliğiyle kış aylarının vazgeçilmez içeceği. Ihlamurun bu özellikleri yağlı yada kuru her tür cilt için de geçerli. Ihlamur, cildi sakinleştiriyor ve yatıştırıyor.

ISIRGANOTU
Toplaması zor olduğu için pek fazla sevilmeyen bu bitki, cildin parlak görünmesini sağlar ve gerginleştiriyor. Böbrek hastalarının vazgeçilmez dostu saç dökülmesini de önlüyor.

ISPANAK
Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze. Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili.Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin % 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.

İNCİR
Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit,öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.

KARANFİL
Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.

KEKİK
Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.

KIRMIZI BİBER
Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelir.Kanser riskini serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede(gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır,vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar. Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir.

KİRAZ
Aspirin yerine kiraz. Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair’e göre,günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.

KİVİ
Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.

KUŞBURNU
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur.Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.

LAHANA
Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır. Bağırsak kanserine karşı etkili. Lahana kanser hücrelerinin üremesini engelleyen kimyasal bir madde (isotiocyanates) içeriyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, haftada bir gün lahana yiyenlerin bağırsak kanseri olma riskleri üçte iki oranında azalıyor.

LAVANTA
Cildi rahatlatıyor ve gevşetiyor. Alın ve boyun bölgesinin toparlanmasına yardımcı oluyor. Su doldurulmuş küvete lavanta yağı karıştırıp, cildinizin kuru bölgelerine kısa bir masaj yaparak bu dertten rahatlıkla kurtulabilirsiniz.

MAYDANOZ
Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir, kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur.

MARUL
Kemik erimesine karşı etkili. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numara. 100 gramında, küçük bir bardak sütün içinde bulunan kalsiyumdan daha fazlasına sahip. Bu miktar günlük kalsiyum ihtiyacının dörtte birine tekabül ediyor.

MISIR
Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içeriyor. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat, enerji seviyenizi yükseltir. İçinde protein, kalsiyum, demir, fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.

MUZ
Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler. Adet sancılarını gidermeye birebirdir.

NANE
Cilde enerji, canlılık ve yoğun bir ferahlık hissi verir. Dokuların elastikiyetini kuvvetlendirir.

ÖKSEOTU
Kalbin atışlarını arttırır. Damar kireçlenmelerinde faydalıdır.Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.

PATATES
Kızarmış yemezseniz kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler. Yorgunluğa karşı birebirdir. Bol miktarda C vitamini ve protein içerir. Halsizliğe karşı etkili. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zengini.

PAPATYA
Her derde deva bir bitki. Tahriş olmuş, temizliğe ve ferahlamaya ihtiyacı olan ciltler için ideal. Kurutulmuş papatyalardan hazırlanmış bir losyonla gözlerinize yapacağınız kompres şişkinliğini alıyor.

PIRASA
İdrar söktürür. Mide rahatsızlığına iyi gelir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.

PORTAKAL
Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor.

SALATALIK
Salatalığı zaten birçok kadın cilt bakımı için kullanıyor. Hassas ciltlerde meydana gelen kaşıntıyı, pullanmayı ve gerginliği ortadan kaldırıyor. Cilde yoğun bir şekilde nem vererek, günlük nem ihtiyacını karşılıyor. Salatalığın kendisi ya da suyu cildimizi bir tonik kadar temizler,kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor.

SOĞAN VE SARIMSAK
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor.

TURP
Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesine yardımcıdır. Romatizma, siyatik astım ve bronşite faydalıdır.

ÜZÜM
Üzümde bilinen 20 antioksidant var, siyah üzüm ise yeşil üzümden fazlasını içeriyor. Kan yapar, kanı temizler. Yüksek tansiyonu düşürür.Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.

YOĞURT
Vücudun çeşitli organlarında bulunan bakterilerden bağırsakta barınanları, sindirim sisteminin düzenli çalışması açısından önemlidir. Bu bakteriler, enfeksiyonların ve bulaşıcı bir hastalık geçirirken almak zorunda kaldığımız antibiyotiklerin saldırısına uğrayabilir. Bu da sindirim sistemini harap eder. Yoğurt bu sorunu çözer, azalan bakteri miktarını normal seviyesine getirir ve enfeksiyonları hem önler, hem de onlarla mücadele eder. Bağışıklık sistemini de canlandırır. Kalsiyum oranı sütten fazla olan yoğurdun, protein oranı süte eşittir.

YERALMASI
Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.

ZEYTİN
Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur
kaynak:saglıkcım.com