5N1K Etkinliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5N1K Etkinliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2013 Salı

Yangın, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

O gün Burdur’da Pazar vardı. Babamlar pazara gitmişlerdi. Elif Teyze, bulaşık yıkamak için evin önündeki ocağı yakmıştı. Ben de sokakta oyun oynuyordum.
Bir üsre sonra ne oldu bilmiyorum, kara dumanlar içinde kalıverdim. Elif Teyze, bir içeri bir dışarı koşup duruyordu. Büyük bir telaş içindeydi, ama sesi hiç çıkmıyordu. Sonunda Elif Teyze’nin dili çözülüverdi:
- Yetişin dostlar, yanıyoruz, kurtarın, diye bağırmaya başladı.
Kısa bir süre içinde bizim evin önü kıpkırmızı alev olmuştu. Alevi görenler hemen toplanıverdi. Herkes bağrışıyordu.
- Kuyuya!.. Kuyuya!
- Herkes kovalarıyla gelsin!
- Elden ele, elden ele!
- Mehmet, Ahmet koşun, kahveye haber verin!
Erkekler, kadınlar, kızlar, çocuklar hemen bir dizi oluşturuverdiler. Kovalar, elden ele geliyor, ateşin üstüne dökülüyordu. Kırk elli kova dolup dolup geliyor, boşalıp boşalıp gidiyordu.
Bilmem kaç saat sürdü yangının sönmesi. Herkesin üstü başı su olmuştu. Islanmayan kalmamıştı. Hele Musa Dayı’nın oğulları… ellerindeki büyük çapaları alevlerin üstüne vurmuşlardı. Hacı Dede’nin torunları; bellerle, küreklerle ateşe toprak atmışlardı.
Yangında Elif Teyze’nin ve bizim çırpıların çoğu yanıp kül olmuş, evlerimiz kurtulmuştu.
Güneş batarken pazara gidenler dönmeye başladılar. Elif Teyze’mle köyün çıkış yerine kadar yürüdük. Pazardan dönenlerin çoğu yangını duymuşlar:
- Geçmiş olsun!.. Geçmiş olsun, diyorlardı.
En sonunda annem, babam ve ninem göründüler. Elif Teyze, ağlamaklı bir sesle:
- Sormayın başımıza gelenleri, dedi.
Ninem, babama söz vermeden:
- Canınız sağ olsun! Olan olmuş bir kez. Tanrı’m bir daha göstermesin, diyor, babamı yatıştırmaya çalışıyordu.
İçim yanıyordu. Kışlık yakacağımızın çoğu gitmişti. Buzlar sallanıp her yer kar dolunca onları yakıyorduk. Fakat olanlar olmuştu. Yapacak bir şey yoktu. En sonunda akşam yemeğini yedik.
Babam, yemekten sonra kahveye gitti. Kahvede, yangında hizmet edenlere çay ısmarlamış.
Hepimiz üzgündük, ama ninem bizi rahatlatıyor:
- Köyde evlerin yanında samanlıklar, ahırlar vardır. Eğer köylüler yardım etmeselerdi alevler samanlıklara sıçrar, oradan komşu evler, belki de bütün köy yanardı.
İnsanların birbirlerine yardım etmesi ne güzel. Böyle felaket günlerinde yapılan yardımlar daha büyük felaketleri önlüyor.

İbrahim Zeki Burdurlu
Anılardan Öyküler

16 Nisan 2013 Salı

Türk Tiyatrosu, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni,

Türk Tiyatrosu

Tiyatro, insan yaşayışından alınan çeşitli kesitlerin gerçeğe uygun şekilde gösterilmesi sanatıdır. Eğlendirici olduğu kadar eğiticidir. Seyirciyi düşünmeye, karar vermeye ve yargılamaya yöneltir. Toplum içinde, yaşamayı öğretir. Tiyatro, topluma hitap eder. Toplumun dinî, kültürel, toplumsal ve tarihî özelliklerini gösterir.



Türk tiyatrosunun geçmişi çok eskidir. Eskiden tiyatroların amacı insanları eğlendirip güldürmekti. Tiyatro oyununda taklide ve dansa yer verilirdi. Bizde çağdaş tiyatro kuruluncaya kadar tiyatronun yerini Karagöz ve orta oyunu almıştır.


Sanata ve sanatçıya önem veren Atatürk, cumhuriyeti ilan ettikten sonra tiyatroya da önem verdi. Bir gün “İstanbul Şehir Tiyatrosu açılsın mı, açılmasın mı?” münakaşası yapılıyordu. Bazı Meclis üyeleri “Böyle şey olmaz. Bu kantoculara para verilmez.” diye isyan ettiler. Atatürk, onları susturdu, İstanbul Şehir Tiyatroları’nı kurdurdu. Burada çalışan sanatçılara maaş bağlattı. Ülkemizde ilk konservatuarın kurulmasına öncülük etti. Sahne oyuncularıyla bile ilgilendi.


1923’te Darülbedayi İzmir’e gelmişti. Kordon’daki Tayyare Sineması’nda bir oyunu oynayacaklardı. Atatürk, “Ateşten Gömlek” filminde oynayan genç kadının nerede olduğunu sordu. “Burada efendim” dediler. Bunun üzerine Atatürk:


- Öyle ise bu oyunda o da oynasın, dedi.


O günleri hatırlayan Bedia Muvahhit şöyle der:


- Bir günde rolü ezberleyip sahneye çıktım. Temsilden sonra gördüğüm takdir ve teşvik dolu sözleri, üzerimde öyle bir etki yaptı ki Ege’deki bütün temsillere iştirak ettim. Türk kadınının sahneye çıkmasına resmen izin verilmiş olduğu için tiyatro sanatçılığını meslek olarak seçtim. Beni sahne artisti yapan Atatürk’tür.


Atatürk, tiyatroyu yurt çapında yaygınlaştırarak çağdaş Türk tiyatrosunun oluşmasını sağlamıştır.


Şenol Kalaycı
İlköğretim Okullarında Atatürkçülük

26 Mart 2013 Salı

Rus Astronotun Uzayda Boyu Uzadı 5. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, 5N1K Etkinliği

Rus Astronotun Uzayda Boyu Uzadı



Uluslararası Uzay İstasyonunda 4 aydır görev yapan Rus astronot Salizhan Şaripov’un uzayda boyunun uzadığı bildirildi. Omurgası doğal kıvrımını kaybettiği için düzleşen 40 yaşındaki Şaripov’un bu yüzden kendisini Dünya’ya getirecek uzay aracı Soyuz’daki bölmesine rahatça
sığamadığı belirtildi. Şaripov, kendisini ufaltarak koltuğuna sığmasını sağlayacak “penguen kostümü” denilen ve dalgıç kıyafetine benzeyen özel bir kostüm giyecek. 1980’li yıllarda geliştirilen “penguen kostümü”, astronotların omurgasının düzelmesini ve belli kas gruplarının sıkılaşmasını sağlıyor. Rus Bilimler Akademisi Tıp Sorunları Enstitüsünden Doktor Valeri Bogomolov, aynı sorunu yaşayan Amerikalı astronotların kostüm giymektense spor yaparak boylarının uzamasına engel olmaya çalıştıklarını, fakat bu yöntemin pek işe yaramadığını söyledi (18.02.2005).


Astronot ne zamandan beri uzaydadır?


Astronotun boyunun uzamasının nedeni nedir?


Astronot eski hâline dönebilecek midir? Açıklayınız?


Haberde ne anlatılmaktadır?


Astronot boyunun uzadığını nasıl fark etmiştir?


Astronotun sorunu için nasıl bir çözüm üretilmiştir?


Siz olsaydınız bu sorun için nasıl bir çözüm bulurdunuz? Nedenleriyle açıklayınız.

20 Mart 2013 Çarşamba

Bilim Kurgu, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

Yağmur yağıyordu. Kimse görünmüyordu ortalarda. Tavuklar, köpekler bile dam altlarına sığınmışlardı.
Biz beş arkadaş, birbirimizi kovalar gibi patır kütür koşuşarak evlerin arasından geçtik. Hatice Nine, pencereden seslendi:


- Nereye böyle çocuklar? Ayağınız mı yandı?


Hep gülüştük bu söze.


- Yanmadı nine, dondu, dedi Fadik.


- Hee, belli oluyor.


İki sokak aşağıda Fadikgilin evi. Yan taraftan dolaşıp onlara gittik. Anası, sevecenlikle karşıladı bizi:


- Girin yavrularım, çabuk girin, dedi.


Duvarda asılı geyikli halıya baktım. Bu eve ne zaman gelsem, gözümü alamam, bakarım. Bir yandan romanımı düşündüm. Gerisini nasıl getirmeli?


- Ee, otur bakalım Murat. Otur da anlat. Romanın sonu nasıl gelecek?


- Gerisini daha düşünmedim.


- Düşün işte. İyi başladın, gerisini de iyi götür.


- Ben bir şeyi anlamadım, dedi Osman. Babalarımızın adı yazılı birer paket attılar. Nereden biliyorlar babalarımızın adını?


- Bilirler, dedim. Onların çok gelişmiş aygıtları var. Uzaktan gözlüyorlar, dinliyorlar. Bizi, bizden iyi biliyorlar.


- Doğru ya. Medeniyette çok ilerlemişler.


- Peki, uçan daireye bindik, sonra ne oldu?


- Kızlar önce korktu; ağlamaya başladılar.


Ayşe ve Fadik, karşı çıktılar.


- Neden korkuyormuşuz? Kabul etmiyoruz, değiştir orayı.


- Peki, şöyle yapayım: Hepimiz de biraz korktuk. Yaşlı bir adam belirdi, “Korkmayın çocuklar.” dedi. Sizin için çok iyi olacak. Gelin benimle. Önce giysilerinizi değiştirmeliyiz. Bunlarla uzaya gidilmez. Sonra birlikte oturup yemek yiyeceğiz.


Yumuşak bir sesi vardı. İnsana güven veriyordu. Peşinden yürüdük. Salonlar, odalar… Kendiliğinden açılıp kapanan kapılar. Hiç görmediğimiz araçlar. Nasıl da büyükmüş taşıt. Dışarıdan hiç belli değildi.


Birer uzaylı bayan bize yardım etti. Yeni giysilerimizi giydirdiler. Hafifleyiverdik. Bu arada büyük bir hızla yol alıyormuşuz, farkında değiliz. Bir gürültü bile duyulmuyor.


Yemek masasına oturduk. Bizden başka baylı bayanlı bir düzine adam. Yalnız ikisi bizim dilimizi biliyor. Bizimle onlar konuşuyorlar. Öbürleri doktor, mühendis, uzman kişiler. Bize çok kibar davranıyorlar. Ne istersek hemen yerine geliyor. Yemekler bir harika. Sofrada kuş sütü eksik, her şey var.


Yaşlı adam bize açıklamada bulunuyor. Yemeklerin adını söylüyor. Hepsi de doğal yiyeceklermiş.


- Bizim dünyamızda yetişir bunlar, dedi. Varınca göreceksiniz. Çok değişik bir dünya bizimkisi. Her şeyin en iyisi yetişir. Bunlarla beslenen insanlar zeki olur. Biz ayrıca öğrenmeyi çabuklaştırıcı yöntemler geliştirdik. Şu karşıda oturan bayanlar öğretmendir. Bu işin uzmanıdırlar. Çok çabuk ve kolay öğretirler. Bana uyurken sizin dilinizi öğrettiler.


Fadik’in annesi kapıda dikilmiş, bize bakıyordu:


- Ne o, dedi. Ne anlatıyor bu Murat? Ders mi çalışıyorsunuz, nasıl ders bu?


Talip Apaydın
Biz Varız

19 Mart 2013 Salı

Çevremiz, 3. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

Oğlum Ali daha iki yaşında. Konuşmayı yeni yeni öğreniyor. Dil kurallarına uymuyor. Ama çocukça ilginç bir anlatımı var.


Çalışan insanlar, çocuklarına yeterli ilgiyi gösteremiyorlar. Buna pek olanakları olmuyor. Oysa biz de çocuğumuzla gezintiler yapmak, onunla oynamak, yerlerde yuvarlanmak istiyoruz.

İşlerimizden yorgun argın çıkıyoruz çoğu kez. Akşamüstleri Ali’yi götürebilecek doğru dürüst ne bir çocuk bahçesi ne bir park var oturduğumuz kentte. Çocuk bahçesine benzeyenler ise avuç içi kadar yerler. Yüzlerce çocuk, tıkış tıkış kum ve çakıl yığınları içinde eğlenmeye çalışıyorlar.



Çocuk bahçelerinde çiçeklere dokunmak yasak, çimenlere basmak yasak, ağaçlara tırmanmak yasak. Bu yüzden oğlum, “1” çiçekleri kokusuz, çimenleri plastik, ağaçları da budanmamış direkler sanıyor.


Pazar günleri, şöyle bir soluk almak için yürüyüşe çıkıyoruz. Yaşadığımız kentin havası solunacak gibi değil. İs, duman, kömür, kükürt kokuyor her yer. Evler, iş hanları, görkemli gökdelenler kara dumanlar salarak göğümüzü karartıyorlar.


Yine de oğlum bir kuşu tanımak mutluluğunu bu kentte yaşadı. Uzun süre gökyüzünde uçabilen, katlı nesneyi, çok ama pek çok sevdi. Adını sordu:


“Kuş” dedim.


Şimdi onun için uçabilen her şeyin adı “kuş”tur.


Öğle uykusunu fazla kaçırdığından, Ali’yi bir gece uyku tutmadı. Yatağında uzun süre döndü durdu. Kendi kendine konuştu, yarım yamalak şarkılar, ninniler söyledi. Su istedi, süt istedi. İsteklerinin bir türlü sonu gelmeyince kalkıp başucuna oturdum. Ona uykunun çocuklar için gerekli olduğunu, uyumazsa büyüyemeyeceğini, okula gidemeyeceğini anlattım. Ağırlaşan göz kapaklarını zorlukla aralayıp ilk sorusunu yöneltti bana.


“Kuşlar nereye gitti?”


Kuşları gittikçe azalan bir kentte yaşadığımı, gerçekten de o güne kadar hiç düşünmemiştim. Gerçekten neredeydi kuşlar? Nereye gitmişlerdi? Neden?


Aradan on yıl geçti. Oğlum Ali şimdi on iki yaşında… Hiçbir zaman bir kuşu olmadı. Bu yüzden de kuş dilini öğrenemedi.


Oğlum Ali şimdi on iki yaşında… Çarpım cetvelini ezberledi, İngilizceyi bile öğrendi. Tarihe, maket uçaklara, elektronik aygıtlara merak saldı. Bir de balıklara…


Oğlum Ali şimdi on iki yaşında… Bir köpeği oldu yedi yaşında. Adına “Azgın” koydu. Çok azgınlık yaptığı bir günde “2” kayboldu Azgın. Oğlum çok üzüldü. Havlayan her köpeği Azgın sandı.


Sonra bir kedisi… Adı Pepik! O da yeni taşındığımız evi beğenmemiş olacak ki br sabah evin yakınlarındaki ormana gitti. Bir daha dönmedi. Sesi kulaklarımızda kaldı.


Oğlum Ali şimdi on iki yaşında… Ben kırk beşime merdiven dayadım. Dünyanın tavanı delindi. Balıklar, kuşlar, ağaçlar yok olmakla yüz yüze bırakılıyor.


Yaşlı dünyamız nefes darlığı çekiyor. Denizler kirletiliyor, yunuslar topluca intihar ederek insanları protesto ediyorlar. Zehirli atıklar, asitli yağmurlar, zehirli fıçılar, bombalar, silahlar… Kuşlar hiç düşünülmülyor.


Oğlum Ali şimdi on iki yaşında… Akvaryumda her renkten balıklar yetiştiriyor. Artık kuşları sormuyor. Uzayda, başka gezegenlerden söz ediyor. Televizyonda dünya haberlerini izliyor; savaşlar, kıtlıklar, doğanın kirletilmesi… Dik dik bakıyor bana. Ve benim ödüm kopuyor o soruyu soracak diye: “3”


“Baba, dünya nereye gidiyor?”


Benim de ödüm kopuyor bir gün uyandığımızda, nükleer savaş çıkacak diye! Doğa bozuculardan arta kalmış bir balina yavrusu, kıyıya vurup şu soruyu soracak diye:


“İnsanlar nereye gittiler?”


Çetin Öner

Keloğlan'ı Tanımayan Amca Şiiri, 2. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

Keloğlan'ı Tanımayan Amca

Bu masalda Keloğlan yok mu?
Canım hani şu Keloğlan, keleş oğlan
Sihirli bir değneği vardı ya
Bir de sihirli urgan…

Urganıyla bağlıyordu.
Değneğiyle vuruyordu.
Haksızların karşısında
Başı dimdik duruyordu.

Aşık olmuştu da padişahın kızına
Sorulan her soruyu bilmişti.
Canım sen Keloğlan’ı nasıl tanımazsın?
Hani Kafdağı’ndan gelmişti…

Boşa yorulma öyleyse amcacığım
Ne tuzu vardır ne tadı
Bir masalda geçmiyorsa eğer
Keloğlan’ın adı…


Ahmet Efe
Benim de Uçaklarım Var

5 Mart 2013 Salı

Toplum Yaşamındaki Değişim, 3. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni

Yıllarca önce Anadolu köylerinde kerpiç evlerden başka hiçbir şey yoktu. Ne elektrik ne radyo ne televizyon ne tiyatro ne sinema...

Hadi, diyelim köye elektrtik gelmiş. Radyo bile köyün en varlıklı kişisinde ya da muhtarın evinde bulunurdu.

Gazete deseniz, hiç ulaşmazdı köylere. Ulaşsa bile okunamaz, sadece resimlerine bakılırdı. Köylüler, dünyada olup bitenleri, kırk yılda bir köye uğrayan görevlilerden öğrenirlerdi. Bazen askerden dönen gençlerin, aylar öncesinin gazetelerini getirdikleri olurdu. Çat pat okuma yazma öğrenen bu gençlerin çevresine toplanırdı köylüler. Gazete haberlerini dinler, yorumlar yaparlardı.

Eski gazeteler okunmaktan bıkılınca sayfaları kapışılırdı. Kimi, pencerelerine cam yerine yaapıştırırdı. Kimi köylüler de sigara sarmakta kullanırdı eski gazeteleri.

O yıllarda köylerin çoğuna ulaşmak için yol yoktu. Yol diye yapılanlara ise yol bile denemezdi. Kilometrelerce uzaklıktaki ana yola kadar ya yürüyerek ya da katırlarla,atlarla gidilirdi. Kış aylarının ulaşım aracı kızaktı. Köylüler, hastalananları ilçedeki tek sağlık ocağına kızakla yetiştirmeye çalışırlardı.

Birçok köyde okul yoktu o zamanlar. Okulu bulunanlarda ise eğitim sürekli aksardı. Köyün tek derslikli okulunun sobası da sürekli yakılmazdı. Bu yüzden çocuklar hastalanır, yakacak bitince de okullar tatil edilirdi. İlkbahara kadar ara verilirdi eğitime.

Kış uzadıkça hastalananlar çoğalır, hastalar ilkel yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılırdı. Yazın toplanıp kurutulan otlara, çiçeklere bağlanırdı iyileşme umutları.

O zamanlar alışveriş de pek para kullanılmazdı. İnsanlar tavuk, yumurta, yağ, un karşılığında alışveriş yaparlardı. Köylerde paranın yüzünü görmeden büyürdü çocuklar. Özellikle kadınlar yaşamları boyunca kasabalarını, ilçelerini, kentlerini görmeden yaşar, yaşlanırlardı.

Yaz aylarında "çerçi" denen satıcılar gelirlerdi köylere. Çerçilere bayılırdı çocuklar, genç kızlar, kadınlar. Çerçiler; düğme, ayna, kolonya, sabun, tarak, iğne iplik gibi şeyler getirirlerdi köye. Bazen kalem, defter, kitap ile düdük, misket gibi oyuncaklar da olurdu. En ilginç çerçi, bisikletle köye gelen bir adamdı. Bisikletinin selesine doldurduğu eşyalarla zil çala çala girmişti köye. Çocuklar ilk kez gördükleri bisikletten korkup kaçışmışlardı önce. Sonra yavaş yavaş yaklaşmış, şaşkınlıkla, ilgiyle incelemişlerdi onu.

Adami satışını bitirince bisikletine binip rüzgar gibi geçip gitmişti yokuş aşağı. Çocuklar onun ardından yoruluncaya kadar koşmuş ama yetişememişlerdi. Köylüler çerçinin aynı zamandabir cambaz, bir sihirbaz olduğuna inanmışlardı. Çünkü sıradan bir insan, değil sürmek üstünde bile duramazdı o aracın! Kış boyunca kahvede o, köy odasında o,evlerde o konuşulmuştu. Kış boyunca bütün çocukların düşüne girmişti o kırmızı bisiklet.

Çetin ÖNER

2 Mart 2013 Cumartesi

Kafdağı, 2. Sınıf Türkçe



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kralın kızı gelinlik çağına gelmiş. Kral, Kafdağı’nın ardındaki hazineyi kim getirirse kızını ona vereceğini bütün ülkeye duyurmuş. Bir delikanlı, prensesle evlenmeyi çok istiyormuş. Bunun için Kafdağı’nın ardındaki hazineyi bulmaya karar vermiş. Düşüncelerini ailesine anlatmış.


“Çok uzak bir ülke.” demiş annesi. “Onu bulmak ne mümkün?” demiş babası. “Yedi başo bir ejderha hazineyi korurmuş.” demiş teyzesi. Delikanlı ne olursa olsun hazineyi bulmaya karar vermiş. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Yolun üzerindeki ağaçlardan birinde bir yılan görmüş. Yılan, bir kuş yuvasına doğru yaklaşıyormuş. Delikanlı yayını gerip bir ok fırlatmış ve yılanı öldürmüş. Böylece yavruları kurtarmış. Tam bu sırada anne kuş da uçarak yavrularının yanına gelmiş.


Delikanlı, anne kuşu görünce çok şaşırmış. Çünkü bu kuş oldukça büyükmüş. Tüyleri altın ve gümüştenmiş. Kanatları zümrüt, elmas, yakut gibi mücevherlerle kaplıymış. Anne kuş, yavrularını kurtaran delikanlıya teşekkür etmiş. “Benim adım Zümrüdüanka. Yavrularımı kurtardığın için teşekkür ederim. Ben de sana bir iyilik yapmak isterim.” demiş.


Delikanlı, kuşun konuştuğunu duyunca az daha dilini yutacakmış. Şaşkınlığı geçince,“Kafdağı’nın ardındaki hazineyi arıyorum. Bulursam prensesle evleneceğim.” demiş. Zümrüdüanka “Ben seni Kafdağı’nın arkasına götürürüm.” diye gülümsemiş. Delikanlı sevinçle kuşun sırtına zıplamış.


Üç güç üç gece yol gitmişler ve Kafdağı’na varmışlar. Zümrüdüanka, delikanlıyı Kafdağı’nın tepesine bırakarak yavrularının yanına dönmüş. Delikanlı hazineyi kolayca bulmuş. Hazinedeki mücevherlere hayretle bakıyormuş ki birden karşısına yedi başlı ejderha çıkmış. “Ben bu ejderha ile başa çıkamam.” diye düşünmüş. Birden aklına parlak bir fikir gelmiş:


- Heey, beni duyuyor musun? Sana masal anlatacağım, demiş. Ejderhanın bu duruma kanacağını ümit ediyormuş.


Gerçekten düşündüğü gibi olmuş. Delikanlı başlamış masal anlatmaya. Masalın birini bitirince diğerine başlamış. Masalı dinlerken ejderhanın gözleri yavaş yavaş kapanmış. En sonunda uyuyakalmış. Delikanlı onun uyuduğunu görür görmez hazineyi almış ve kaçmış. Dağlar, tepeler aşarak ülkesine geri dönmüş. Padişah hazineyi görünce şaşkınlıktan az daha dilini yutacakmış. Delikanlının cesaretine hayran kalmış. Kızını onunla evlendirmiş.


Nefise Atçakarlar
Masal Ülkesi

Uçurtma Yarışı, 4. Sınıf Türkçe

Yeşil ova boyunca tatlı bir rüzgar esiyor, gökyüzünde renkli uçurtmalar uçuyordu. Yamaçtaki çocuklar, çığlık çığlıktı. Uçan, uçurtmalar değil sanki çocuklardı.



O yılın Ramazan Bayramı’nı, uçurtma yarışı izlemişti. Akarçay yakınındaki yamaçta toplanan çocukların sevinci görülmeye değerdi. İlkbaharın o güzel ikindi sonrasında yamaçtaki çocukların sesleri, yeri göğü inletiyordu. Bağrışlar, esen rüzgârla tepelere çıkıyor, oradan ovalara iniyordu. Arılar, kelebekler, ağustos böcekleri, uğur böcekleri bayram türküleri söylüyordu. Uzaklardan kurbağa sesleri geliyordu. Uçurtma yarışı, yeşil ova için bir şenlikti.


Çocukların sevinçli gürültüsü, Akarçay’a da ulaşıyordu. Kent içindeki ana babaların da gözleri, kulakları buraya çevrilmişti.




Uçurtma yarışı sürerken bu kez yamacın en tepesindeki çocukların bağrışları duyuldu:



- - Leylekler geliyor!.. Leylekler…



Çocukların gözleri, gökte uçan beyaz kanatlı, uzun bacaklı, kırmızı gagalı leyleklere çevrildi. Çocuklar gibi tüm çevrenin gözleri de ova üstünde sürüyle uçan leyleklerdeydi. Evlerin üstündeki leylek yuvaları, sevinç çığlıkları atıyordu.



Güzel Ege’mizin bu şirin ilçesi, günlerdir leylekleri bekliyordu. Çocukların coşkulu bağrışları, büyüklerin içindeki özlemi artırmıştı. Hepsi, bu özlemle birbirine müjde veriyordu:



- Leylekler geliyor!..





İsmail Sivri
Leylekler Gelirken

1 Mart 2013 Cuma

Her Şeyde Vatan Şiiri, 3. Sınıf Türkçe

Dağ desem, taş desem

Vatan.
Kurt desem, kuş desem
Vatan.
Deniz desem, gök desem
Dağ, bahçe, tarla, orman…
Daha… Daha…
Şu çevre, şu iklim, şu halı…
Velhasılı,
Her şeyde vatan.


Bedri Gider

Atatürk'le Şiiri, 2. Sınıf Türkçe

ATATÜRK’LE


Ne zaman sıkılsam, çaresiz kalsam
Atatürk’ü düşünürüm.


Tutar ellerimden Mustafa Kemal,
Kalkar, ardı sıra yürürüm.

Baktıkça resmine ısınır içim,

Atatürk’süz üşürüm.


Nerde bir bağımsızlık gülü açsa,
Orda Atatürk’ü görürüm.


Atatürk’le başlar saygınlığım,
Atatürk’le büyürüm.


Atatürk’le varırım sonsuzluğa
Atatürk’le özgürüm.


Atatürk’le çoğalır insanlığım,
Atatürk’süz ölürüm.


Özbek İNCEBAYRAKTAR
Şiirlerle Atatürk ve Millî Bayramlarımız

Niçin Sağlık, 2. Sınıf Türkçe dinleme metni

Sağlık, insanın iyi durumda olması demektir. Bedensel ve ruhsal bir hastalığı olmayan,karşılaştığı sorunları çözebilen kişi, sağlıklı olarak nitelendirilir. Sağlıklı olmak, mutluluk için ilk koşuldur. O nedenle insanlar, eskiden beri sağlıklı yaşamanın çarelerini bulmaya çalışmışlardır. Buldukları çareler gittikçe artarak bugüne ulaşmıştır. Öldürücü birçok hastalık, tedavi edilmeye başlanmıştır. Toplumsal gelişim için toplumu oluşturan bireylerin sağlıklı olması gerekmektedir. Toplumlar bu amaçla sağlık işlerine önem vermektedir. Tıp,dişçilik fakülteleri, sağlık okulları, hastaneler kurulmuş ve kurulmaktadır.

Ülkemizde pek çok konuda olduğu gibi sağlık işleri de cumhuriyetle tam bir düzene konuldu. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetleriyle ilgilenmesi için Sağlık Bakanlığı kuruldu. Sağlık Bakanlığı, hastane koşullarını iyileştirmek için çalışmalarını sürdürmektedir. Hemşire, laborant gibi sağlık elemanları yetiştirmektedir. Hastane, dispanser ve sağlık ocağı açmaktadır. İlaç yapımını ve satışını denetlemektedir. Halka sağlık eğitimi vermektedir.



Sağlık Bakanlığının görevlerini illerde sağlık müdürlükleri, ilçelerde de hükümet tabiplikleri yerine getirmektedir. Sağlıkla ilgili Verem Savaş Derneği, Türk Kızılayı ve Yeşilay gibi kuruluşlar da Sağlık Bakanlığını destekleyen çalışmalar yapmaktadır.


Rasim Bakırcıoğlu
Belirli Gün ve Haftalar

Yağmur Nasıl Yağıyor, 2. Sınıf Türkçe

                       Yağmur Nasıl Yağıyor?

O gün yağmur çok yağdı. Ecem pencerenin kenarına oturdu. Yağmurun damla damla yağışını izledi. O sırada annesi geldi. Ecem, annesine sordu:


- Yağmur nasıl yağıyor?


Annesi yanıtladı:


- Güneş yeryüzünde biriken suları ısıtır. Denizler, göller, akarsular başlıca su birikintileridir. Isınan sular buharlaşır. Gökyüzüne yükselir. Su buharı, gökyüzündeki bulutları oluşturur. Bulutlar gittikçe yoğunlaşır. Su buharı yağmur, kar ve dolu olarak yeryüzüne düşer.


Ecem ellerini çırptı:


- Su damlacığının yolculuğu ne güzelmiş. Ben de böyle bir yolculuk yapmak isterdim, dedi.


Annesi anlatmaya devam etti:


- Bazı akarsuların üstüne barajlar kurulur. Suyun enerjisinden elektrik üretilir.


Ecem odasında yanan lambaya baktı. Annesine,


- Anneciğim, demek elektrik bu kadar güç elde ediliyor. Elektriği boş yere tüketmemeliyiz, dedi.


Annesi güldü:


- Evet, elektriği boş yere tüketmek doğru değildir.


Ecem, gökyüzünden yağan damlacıklara sevgiyle baktı.


Özlem Başsoy
Yağmur Nasıl Yağıyor?

Kardeşim Ne Zaman Büyüyecek, 2. Sınıf Türkçe

                  KARDEŞİM NE ZAMAN BÜYÜYECEK?

Çok mu kızdın kardeşine? Belki de bugün seni çok yordu. Her zaman bu kadar ekilmez değil ama… itiraf et. Bir gün sana olan sevgisini kağıda çizmişti de hepimizi güldürmüştü, hatırlasana! Kocaman bir kalp çizmişti. Kalbin içine de bir çöp adam. “Bu kim?” diye sorduğumuzda “Ağabeyimin gölgesi.” diye bir cevap gelmişti. “Peki, kendisi nerede?” diye sormuştuk da günlerce gülümsemiştik hani verdiği cevaba. Eliyle göğsünü göstermişti. “İşte burada, resimdeki kalp de benim kalbimin gölgesi.” demişti.

Çocuklar ayna gibidir. En sevdikleri kişinin karşısına geçerler ve gördüklerinin aynısını yaparlar. Onu taklit ederler. Her şeyi böyle öğrenirler. Kardeşin de seni taklit ediyor. Bunun farkında mısın?

Bir kardeşin olduğu için çok şanslısın. Bunun güzelliklerini yetişkin bir insan olunca anlayacaksın. Bence kardeşliğin tadını çıkarmalısın. Onunla iyi bir ekip olabilirsin. Yapman gereken işlerde ondan yardım isteyebilirsin. Böylece kardeşin, sorumluluk almayı ve yardımlaşmayı öğrenir. Sen de bir yardımcı kazanmış olursun.

Ona yapabileceği görevler vermekten çekinme. Mesela... Neden odanı hep yalnız başına topluyorsun? Onunla odayı toplama yarışması yap. Bazen de onun toplamasını iste ve gelip puan vereceğini söyle. Onu yüreklendir. Böylece onun hayatta başarılı olmasına yardımcı olursun.

Ne olursa olsun kardeşini incitme. Her zaman onun yanında ol. Onu sevginle kuşat. Kardeşinle arana hiçbir şeyin girmesine izin verme. Onunla hep kardeş kal.

Haydi, kardeşliği yeniden keşfet ve hayatı renklendir.


Esra SERDAROĞLU
Diyanet Çocuk Dergisi

Beyaz Ayakkabılar, 2. Sınıf Türkçe

                              Beyaz Ayakkabılar


Kemal Bey bir ayakkabıcıymış. Her sabah erkenden dükkânını açar, akşama kadar yıpranmış ayakkabıları tamir edermiş. İşini de severek yaparmış. Bir akşamüstü Kemal Bey, ayakkabı tamir ediyormuş. Bu ayakkabılar Küçük Emin’inmiş.


Küçük Emin, dükkânın bir köşesinde Kemal Bey’i izliyormuş. Dükkânın içi deri, yapıştırıcı ve ayakkabı boyasıyla doluymuş. Emin’in tam karşısında raflı bir ayakkabılık varmış. Bu raflarda çeşit çeşit ayakkabılar diziliymiş. Kemal Bey, onların hepsini de tamir etmiş.


Küçük Emin, raflardaki ayakkabılara dikkatle bakıp sahiplerini hayal etmiş. Bir çift kaba ve sağlam dağcılık ayakkabısı en alt rafta duruyormuş. Hemen yanında topuklu ve ince burunlu bir ayakkabı varmış. İkinci rafta da iki çift keten ayakkabı bulunuyormuş. En üst rafın sağ köşesinde diğerlerinden ayrı tutulan bir çift eski beyaz ayakkabı Emin’in dikkatini çekmiş. Ayakkabıların üstü tozluymuş. Emin bunların uzun süredir orada durduğunu anlamış.


Küçük Emin, bir süre beyaz ayakkabılara bakmış, sonra eliyle işaret ederek,


- Kemal Amca, şu ayakkabılar kimin, diye sormuş.


Kemal Bey, ayakkabılara bakmış. Gülerek,


- Uzun zaman önce bu ayakkabıları iyi yürekli bir hanım giyiyordu. O, hastanede bakıcıydı. Akşama kadar çocuklara bakıyordu. İlaçlarını veriyor, bir an önce iyileşmeleri için elinden ne geliyorsa yapıyordu.


Sonunda ayakkabıları bu çalışmaya dayanamayıp yıprandı. Ben de onları tamir edip eskisi gibi yaptım. Ayakları artık daha çok rahat ediyordu.


Emin,


- Peki ya şimdi? Bu ayakkabılar niçin hâlâ burada, diye merakla sormuş.

Kemal Bey,


- Bu ayakkabılar artık eskidi. O hanım kendisi için yeni bir ayakkabı satın aldı. Fakat ben bu ayakkabıları eski ve güzel günlerin hatırası için sakladım.


Emin merakla,


- Niçin, diye sormuş. Kemal Bey gülerek cevap vermiş:


- Eminciğim, sözünü ettiğim o hanım benim eşim. Bu ayakkabılara her baktığımda onun çalışkanlığını, fedakârlıklarını hatırlıyorum.


- Ne kadar ilginç! Ben de büyüdüğümde tıpkı hanımınız gibi çocuklara bakmak istiyorum.


Kemal Bey, Küçük Emin’in ayakkabısının son çivisini de çaktıktan sonra,


- Ne kadar güzel bir iş! O zaman senin de ayakkabılarını eşiminkilerin yanına koyacağım, demiş. Sonra her ikisi de gülmeye başlamış.



Müjgan Şeyhi
Masal Treni Çuf Çuf

28 Şubat 2013 Perşembe

Vatan Nedir? 4. Sınıf Türkçe

Sen nerede büyüdün? İlk adımlarını nerede attın? Nerede konuşmaya başladın? Bilir misin yavrum?

Sevgili vatanında!



Koşup eğlendiğin, zıplayıp şarkı söylediğin yemyeşil kırlar, baktıkça sevdiğin ve karşısında göğsünü kabarttığın anıtlar, eserler… Hep vatanımızdan birer parçadır.




Anan, baban ve kardeşlerinle rahat rahat yaşadığın ev, vatan toprakları üstünde güven içinde bulunuyor. Burada annenin, babanın çalışarak kazandığı ekmeği gönül rahatlığıyla yersin.



Bir vatan içinde yaşayan insanlar, iyi günlerin neşesi ve kötü günlerin acısı ile birbirlerine daha yakın olurlar.



Seni çevreleyen, gözlerini sevgi, göğsünü övünç ve gönlünü güvenle dolduran her şey vatan demektir. Sen onu görür, onu duyar, onunla yaşarsın.



Dünyada en derin, en güçlü, en büyük sevgi vatan sevgisidir. Tanrı, kimseyi vatanından ayırmasın. Onun adını en büyük heyecanla ve en büyük sevginle an.



Türk yavrusu! Vatanın için çalış, vatanınla övün, vatanına güven.



Muhittin Nalbantoğlu

Vatanımızın Hikâyesi

Yangın, 4. Sınıf Türkçe

O gün Burdur’da Pazar vardı. Babamlar pazara gitmişlerdi. Elif Teyze, bulaşık yıkamak için evin önündeki ocağı yakmıştı. Ben de sokakta oyun oynuyordum.


Bir üsre sonra ne oldu bilmiyorum, kara dumanlar içinde kalıverdim. Elif Teyze, bir içeri bir dışarı koşup duruyordu. Büyük bir telaş içindeydi, ama sesi hiç çıkmıyordu. Sonunda Elif Teyze’nin dili çözülüverdi:


- Yetişin dostlar, yanıyoruz, kurtarın, diye bağırmaya başladı.





Kısa bir süre içinde bizim evin önü kıpkırmızı alev olmuştu. Alevi görenler hemen toplanıverdi. Herkes bağrışıyordu.



- Kuyuya!.. Kuyuya!
- Herkes kovalarıyla gelsin!
- Elden ele, elden ele!
- Mehmet, Ahmet koşun, kahveye haber verin!


Erkekler, kadınlar, kızlar, çocuklar hemen bir dizi oluşturuverdiler. Kovalar, elden ele geliyor, ateşin üstüne dökülüyordu. Kırk elli kova dolup dolup geliyor, boşalıp boşalıp gidiyordu.


Bilmem kaç saat sürdü yangının sönmesi. Herkesin üstü başı su olmuştu. Islanmayan kalmamıştı. Hele Musa Dayı’nın oğulları… ellerindeki büyük çapaları alevlerin üstüne vurmuşlardı. Hacı Dede’nin torunları; bellerle, küreklerle ateşe toprak atmışlardı.


Yangında Elif Teyze’nin ve bizim çırpıların çoğu yanıp kül olmuş, evlerimiz kurtulmuştu.


Güneş batarken pazara gidenler dönmeye başladılar. Elif Teyze’mle köyün çıkış yerine kadar yürüdük. Pazardan dönenlerin çoğu yangını duymuşlar:


- Geçmiş olsun!.. Geçmiş olsun, diyorlardı.


En sonunda annem, babam ve ninem göründüler. Elif Teyze, ağlamaklı bir sesle:


- Sormayın başımıza gelenleri, dedi.


Ninem, babama söz vermeden:


- Canınız sağ olsun! Olan olmuş bir kez. Tanrı’m bir daha göstermesin, diyor, babamı yatıştırmaya çalışıyordu.


İçim yanıyordu. Kışlık yakacağımızın çoğu gitmişti. Buzlar sallanıp her yer kar dolunca onları yakıyorduk. Fakat olanlar olmuştu. Yapacak bir şey yoktu. En sonunda akşam yemeğini yedik.


Babam, yemekten sonra kahveye gitti. Kahvede, yangında hizmet edenlere çay ısmarlamış.


Hepimiz üzgündük, ama ninem bizi rahatlatıyor:


- Köyde evlerin yanında samanlıklar, ahırlar vardır. Eğer köylüler yardım etmeselerdi alevler samanlıklara sıçrar, oradan komşu evler, belki de bütün köy yanardı.


İnsanların birbirlerine yardım etmesi ne güzel. Böyle felaket günlerinde yapılan yardımlar daha büyük felaketleri önlüyor.




İbrahim Zeki Burdurlu
Anılardan Öyküler

Kahvaltısız Asla, 4. Sınıf Türkçe

                             


Kahvaltısız Asla

Kahvaltı, vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan ilk öğündür. Kan şekeri olarak bilinen glikoz için kaynak oluşturması açısından önem taşır. Glikoz, beyin için önemli bir enerji kaynağıdır. Çünkü beyin, herhangi bir enerji deposuna sahip değildir ve yalnızca glikoz kullanır.




Kahvaltı ile okuldaki verimlilik arasında önemli bir bağlantı vardır. Kahvaltı yapan çocuklar, okullarında daha başarılı, günün ilerleyen saatlerinde daha güçlü ve dayanıklı olurlar. Öğrenmenin zorluklarına karşı koyarlar. Derse daha fazla katılırlar.


Araştırmalara göre kahvaltı yapmayan çocuklar, sabahları yorgun ve halsiz olurlar. Kendilerini derse tam olarak veremezler. Karın ağrısı çekerler.


Kahvaltıda protein, yağ ve karbonhidratı bir arada tüketmek gerekir. Bu tüketimi sağlamanın en kolay yolu ise bir dilim tereyağlı ekmek ile peynir yemek ve süt içmektir. Böyle bir kahvaltı sonucunda organizmada sürekli bir enerji üretimi söz konusu olur. Kan şekeri normal seviyelerde kalır. Kemikler gelişir, dişler çürümez. Böbreklerin fonksiyonu normal seyreder. Vücudumuz hastalıklara karşı bağışıklık kazanır.


O halde sabahları kahvaltısız gelmeyin çocuklar. Aksi halde sağlıksız ve derslerinizde başarısız olursunuz.


Dilara Koçak
Yaşam Pınarım

Sen Ölmedin, 4. Sınıf Türkçe


Sen Ölmedin Şiiri

Şanlı bayrak yarılardan baksa da
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.
Gözlerimden dolgun yaşlar aksa da
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Bu 10 Kasımların acısı derin,
İşte huzurunda sivilin, erin.
Başımızda sensin, gönülde yerin,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Korkusuz yaşarız, gücümüz senden,
Savaşta barışta yürürüz önden,
Kucak kucak selam milletten, benden,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Senden aldık yaşamayı, gülmeyi,
Vatan için kahramanca ölmeyi,
Düşmanlara iyi dersler vermeyi,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Mustafa Yılmazkaya
Vatan-Bayrak
Atatürk Millî Bayramlar ve
Belirli Günler Haftalar 

Bafa Gölü, 4. Sınıf Türkçe

                        Bafa Gölü

İzmir’den Bodrum’a giderken Söke ovasının sonlarına doğru Bafa Gölü, bütün güzelliği ile karşınıza çıkıverir. Göz alabildiğine uzanan mavilik, yol yorgunluğunuzu alır götürür. Kıyı boyunca ilerlerken yolla birlikte kırılan manzaradan gözünüzü alamazsınız.

Bafa Gölü, Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyonların, Ege Denizi’ne açılan bir körfezin önünü doldurmasıyla meydana gelmiş. Zamanla Menderes Nehri’nin taşkınları ve dağlardan gelen sularla beslenmiş, göl büyümüş.


Bafa Gölü’ne gelirseniz gölü çevreleyen Beşparmak Dağları’yla tanışın. Dağın yamacında bir tarih saklıdır. Bu tarihi keşfetmek için saatlerce yürümek, kamp yapmak ve göldeki adalarda dolaşmak gerekir.


Gölü geçtikten sonra Gölkaya köyüyle karşılaşırsınız. Bu şirin köy, uzun dağ yürüyüşlerinin çıkış noktasıdır. Bu noktada sabahladık. Horoz sesleriyle uyandık. Ortalık sis içinde. Köyden aldığımız rehberle dağlara tırmanmaya başladık.


Beşparmak Dağları’nın yamaçları taştan patikalarla dolu. Bu patikalardan dağa doğru tırmandıkça gölün değişen görüntülerinden gözümüzü alamıyoruz. Çevre, adeta gökten taş yağmış da kayalarla örtülmüş gibi. Bir buçuk saatlik zorlu bir tırmanıştan sonra bir mağaraya giriyoruz. Alman arkeologlar, köylülerin de yardımıyla burada tarih öncesi çağlara ait duvar resimlerini ortaya çıkarmışlar. Burada erkek ve kadın figürleri ile çiçek motiflerini hayranlıkla izliyoruz.


Beşparmak Dağları’nda Bizanslılara ait manastırlar, kral yolları ve mezarları var. Manastırların duvar ve tavanları fresklerle süslü. Etrafı surlarla çevrili bir manastırın tepesine çıktık. Buradan gölün manzarası nefes kesici.


Dağda beş saatlik tırmanışın ardından Bafa Gölü’ne iniyoruz. Dolunayın ışığı, gölü gümüş rengine çevirmiş.

Yurdumuzun her bir noktası ayrı bir güzelliğe sahip. Bafa Gölü ve çevresi de bu noktalardan biri. Mutlaka görünüz.


Yusuf TUVİ
(Bir dergi yazısıdır)