4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2013 Salı

Yangın, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

O gün Burdur’da Pazar vardı. Babamlar pazara gitmişlerdi. Elif Teyze, bulaşık yıkamak için evin önündeki ocağı yakmıştı. Ben de sokakta oyun oynuyordum.
Bir üsre sonra ne oldu bilmiyorum, kara dumanlar içinde kalıverdim. Elif Teyze, bir içeri bir dışarı koşup duruyordu. Büyük bir telaş içindeydi, ama sesi hiç çıkmıyordu. Sonunda Elif Teyze’nin dili çözülüverdi:
- Yetişin dostlar, yanıyoruz, kurtarın, diye bağırmaya başladı.
Kısa bir süre içinde bizim evin önü kıpkırmızı alev olmuştu. Alevi görenler hemen toplanıverdi. Herkes bağrışıyordu.
- Kuyuya!.. Kuyuya!
- Herkes kovalarıyla gelsin!
- Elden ele, elden ele!
- Mehmet, Ahmet koşun, kahveye haber verin!
Erkekler, kadınlar, kızlar, çocuklar hemen bir dizi oluşturuverdiler. Kovalar, elden ele geliyor, ateşin üstüne dökülüyordu. Kırk elli kova dolup dolup geliyor, boşalıp boşalıp gidiyordu.
Bilmem kaç saat sürdü yangının sönmesi. Herkesin üstü başı su olmuştu. Islanmayan kalmamıştı. Hele Musa Dayı’nın oğulları… ellerindeki büyük çapaları alevlerin üstüne vurmuşlardı. Hacı Dede’nin torunları; bellerle, küreklerle ateşe toprak atmışlardı.
Yangında Elif Teyze’nin ve bizim çırpıların çoğu yanıp kül olmuş, evlerimiz kurtulmuştu.
Güneş batarken pazara gidenler dönmeye başladılar. Elif Teyze’mle köyün çıkış yerine kadar yürüdük. Pazardan dönenlerin çoğu yangını duymuşlar:
- Geçmiş olsun!.. Geçmiş olsun, diyorlardı.
En sonunda annem, babam ve ninem göründüler. Elif Teyze, ağlamaklı bir sesle:
- Sormayın başımıza gelenleri, dedi.
Ninem, babama söz vermeden:
- Canınız sağ olsun! Olan olmuş bir kez. Tanrı’m bir daha göstermesin, diyor, babamı yatıştırmaya çalışıyordu.
İçim yanıyordu. Kışlık yakacağımızın çoğu gitmişti. Buzlar sallanıp her yer kar dolunca onları yakıyorduk. Fakat olanlar olmuştu. Yapacak bir şey yoktu. En sonunda akşam yemeğini yedik.
Babam, yemekten sonra kahveye gitti. Kahvede, yangında hizmet edenlere çay ısmarlamış.
Hepimiz üzgündük, ama ninem bizi rahatlatıyor:
- Köyde evlerin yanında samanlıklar, ahırlar vardır. Eğer köylüler yardım etmeselerdi alevler samanlıklara sıçrar, oradan komşu evler, belki de bütün köy yanardı.
İnsanların birbirlerine yardım etmesi ne güzel. Böyle felaket günlerinde yapılan yardımlar daha büyük felaketleri önlüyor.

İbrahim Zeki Burdurlu
Anılardan Öyküler

7 Haziran 2013 Cuma

Türk Tiyatrosu, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni

Türk Tiyatrosu

Tiyatro, insan yaşayışından alınan çeşitli kesitlerin gerçeğe uygun şekilde gösterilmesi sanatıdır. Eğlendirici olduğu kadar eğiticidir. Seyirciyi düşünmeye, karar vermeye ve yargılamaya yöneltir. Toplum içinde, yaşamayı öğretir. Tiyatro, topluma hitap eder. Toplumun dinî, kültürel, toplumsal ve tarihî özelliklerini gösterir.





Türk tiyatrosunun geçmişi çok eskidir. Eskiden tiyatroların amacı insanları eğlendirip güldürmekti. Tiyatro oyununda taklide ve dansa yer verilirdi. Bizde çağdaş tiyatro kuruluncaya kadar tiyatronun yerini Karagöz ve orta oyunu almıştır.


Sanata ve sanatçıya önem veren Atatürk, cumhuriyeti ilan ettikten sonra tiyatroya da önem verdi. Bir gün “İstanbul Şehir Tiyatrosu açılsın mı, açılmasın mı?” münakaşası yapılıyordu. Bazı Meclis üyeleri “Böyle şey olmaz. Bu kantoculara para verilmez.” diye isyan ettiler. Atatürk, onları susturdu, İstanbul Şehir Tiyatroları’nı kurdurdu. Burada çalışan sanatçılara maaş bağlattı. Ülkemizde ilk konservatuarın kurulmasına öncülük etti. Sahne oyuncularıyla bile ilgilendi.


1923’te Darülbedayi İzmir’e gelmişti. Kordon’daki Tayyare Sineması’nda bir oyunu oynayacaklardı. Atatürk, “Ateşten Gömlek” filminde oynayan genç kadının nerede olduğunu sordu. “Burada efendim” dediler. Bunun üzerine Atatürk:


- Öyle ise bu oyunda o da oynasın, dedi.


O günleri hatırlayan Bedia Muvahhit şöyle der:


- Bir günde rolü ezberleyip sahneye çıktım. Temsilden sonra gördüğüm takdir ve teşvik dolu sözleri, üzerimde öyle bir etki yaptı ki Ege’deki bütün temsillere iştirak ettim. Türk kadınının sahneye çıkmasına resmen izin verilmiş olduğu için tiyatro sanatçılığını meslek olarak seçtim. Beni sahne artisti yapan Atatürk’tür.


Atatürk, tiyatroyu yurt çapında yaygınlaştırarak çağdaş Türk tiyatrosunun oluşmasını sağlamıştır.


Şenol Kalaycı
İlköğretim Okullarında Atatürkçülük

16 Nisan 2013 Salı

Türk Tiyatrosu, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni,

Türk Tiyatrosu

Tiyatro, insan yaşayışından alınan çeşitli kesitlerin gerçeğe uygun şekilde gösterilmesi sanatıdır. Eğlendirici olduğu kadar eğiticidir. Seyirciyi düşünmeye, karar vermeye ve yargılamaya yöneltir. Toplum içinde, yaşamayı öğretir. Tiyatro, topluma hitap eder. Toplumun dinî, kültürel, toplumsal ve tarihî özelliklerini gösterir.



Türk tiyatrosunun geçmişi çok eskidir. Eskiden tiyatroların amacı insanları eğlendirip güldürmekti. Tiyatro oyununda taklide ve dansa yer verilirdi. Bizde çağdaş tiyatro kuruluncaya kadar tiyatronun yerini Karagöz ve orta oyunu almıştır.


Sanata ve sanatçıya önem veren Atatürk, cumhuriyeti ilan ettikten sonra tiyatroya da önem verdi. Bir gün “İstanbul Şehir Tiyatrosu açılsın mı, açılmasın mı?” münakaşası yapılıyordu. Bazı Meclis üyeleri “Böyle şey olmaz. Bu kantoculara para verilmez.” diye isyan ettiler. Atatürk, onları susturdu, İstanbul Şehir Tiyatroları’nı kurdurdu. Burada çalışan sanatçılara maaş bağlattı. Ülkemizde ilk konservatuarın kurulmasına öncülük etti. Sahne oyuncularıyla bile ilgilendi.


1923’te Darülbedayi İzmir’e gelmişti. Kordon’daki Tayyare Sineması’nda bir oyunu oynayacaklardı. Atatürk, “Ateşten Gömlek” filminde oynayan genç kadının nerede olduğunu sordu. “Burada efendim” dediler. Bunun üzerine Atatürk:


- Öyle ise bu oyunda o da oynasın, dedi.


O günleri hatırlayan Bedia Muvahhit şöyle der:


- Bir günde rolü ezberleyip sahneye çıktım. Temsilden sonra gördüğüm takdir ve teşvik dolu sözleri, üzerimde öyle bir etki yaptı ki Ege’deki bütün temsillere iştirak ettim. Türk kadınının sahneye çıkmasına resmen izin verilmiş olduğu için tiyatro sanatçılığını meslek olarak seçtim. Beni sahne artisti yapan Atatürk’tür.


Atatürk, tiyatroyu yurt çapında yaygınlaştırarak çağdaş Türk tiyatrosunun oluşmasını sağlamıştır.


Şenol Kalaycı
İlköğretim Okullarında Atatürkçülük

20 Mart 2013 Çarşamba

Bilim Kurgu, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

Yağmur yağıyordu. Kimse görünmüyordu ortalarda. Tavuklar, köpekler bile dam altlarına sığınmışlardı.
Biz beş arkadaş, birbirimizi kovalar gibi patır kütür koşuşarak evlerin arasından geçtik. Hatice Nine, pencereden seslendi:


- Nereye böyle çocuklar? Ayağınız mı yandı?


Hep gülüştük bu söze.


- Yanmadı nine, dondu, dedi Fadik.


- Hee, belli oluyor.


İki sokak aşağıda Fadikgilin evi. Yan taraftan dolaşıp onlara gittik. Anası, sevecenlikle karşıladı bizi:


- Girin yavrularım, çabuk girin, dedi.


Duvarda asılı geyikli halıya baktım. Bu eve ne zaman gelsem, gözümü alamam, bakarım. Bir yandan romanımı düşündüm. Gerisini nasıl getirmeli?


- Ee, otur bakalım Murat. Otur da anlat. Romanın sonu nasıl gelecek?


- Gerisini daha düşünmedim.


- Düşün işte. İyi başladın, gerisini de iyi götür.


- Ben bir şeyi anlamadım, dedi Osman. Babalarımızın adı yazılı birer paket attılar. Nereden biliyorlar babalarımızın adını?


- Bilirler, dedim. Onların çok gelişmiş aygıtları var. Uzaktan gözlüyorlar, dinliyorlar. Bizi, bizden iyi biliyorlar.


- Doğru ya. Medeniyette çok ilerlemişler.


- Peki, uçan daireye bindik, sonra ne oldu?


- Kızlar önce korktu; ağlamaya başladılar.


Ayşe ve Fadik, karşı çıktılar.


- Neden korkuyormuşuz? Kabul etmiyoruz, değiştir orayı.


- Peki, şöyle yapayım: Hepimiz de biraz korktuk. Yaşlı bir adam belirdi, “Korkmayın çocuklar.” dedi. Sizin için çok iyi olacak. Gelin benimle. Önce giysilerinizi değiştirmeliyiz. Bunlarla uzaya gidilmez. Sonra birlikte oturup yemek yiyeceğiz.


Yumuşak bir sesi vardı. İnsana güven veriyordu. Peşinden yürüdük. Salonlar, odalar… Kendiliğinden açılıp kapanan kapılar. Hiç görmediğimiz araçlar. Nasıl da büyükmüş taşıt. Dışarıdan hiç belli değildi.


Birer uzaylı bayan bize yardım etti. Yeni giysilerimizi giydirdiler. Hafifleyiverdik. Bu arada büyük bir hızla yol alıyormuşuz, farkında değiliz. Bir gürültü bile duyulmuyor.


Yemek masasına oturduk. Bizden başka baylı bayanlı bir düzine adam. Yalnız ikisi bizim dilimizi biliyor. Bizimle onlar konuşuyorlar. Öbürleri doktor, mühendis, uzman kişiler. Bize çok kibar davranıyorlar. Ne istersek hemen yerine geliyor. Yemekler bir harika. Sofrada kuş sütü eksik, her şey var.


Yaşlı adam bize açıklamada bulunuyor. Yemeklerin adını söylüyor. Hepsi de doğal yiyeceklermiş.


- Bizim dünyamızda yetişir bunlar, dedi. Varınca göreceksiniz. Çok değişik bir dünya bizimkisi. Her şeyin en iyisi yetişir. Bunlarla beslenen insanlar zeki olur. Biz ayrıca öğrenmeyi çabuklaştırıcı yöntemler geliştirdik. Şu karşıda oturan bayanlar öğretmendir. Bu işin uzmanıdırlar. Çok çabuk ve kolay öğretirler. Bana uyurken sizin dilinizi öğrettiler.


Fadik’in annesi kapıda dikilmiş, bize bakıyordu:


- Ne o, dedi. Ne anlatıyor bu Murat? Ders mi çalışıyorsunuz, nasıl ders bu?


Talip Apaydın
Biz Varız

2 Mart 2013 Cumartesi

Uçurtma Yarışı, 4. Sınıf Türkçe

Yeşil ova boyunca tatlı bir rüzgar esiyor, gökyüzünde renkli uçurtmalar uçuyordu. Yamaçtaki çocuklar, çığlık çığlıktı. Uçan, uçurtmalar değil sanki çocuklardı.



O yılın Ramazan Bayramı’nı, uçurtma yarışı izlemişti. Akarçay yakınındaki yamaçta toplanan çocukların sevinci görülmeye değerdi. İlkbaharın o güzel ikindi sonrasında yamaçtaki çocukların sesleri, yeri göğü inletiyordu. Bağrışlar, esen rüzgârla tepelere çıkıyor, oradan ovalara iniyordu. Arılar, kelebekler, ağustos böcekleri, uğur böcekleri bayram türküleri söylüyordu. Uzaklardan kurbağa sesleri geliyordu. Uçurtma yarışı, yeşil ova için bir şenlikti.


Çocukların sevinçli gürültüsü, Akarçay’a da ulaşıyordu. Kent içindeki ana babaların da gözleri, kulakları buraya çevrilmişti.




Uçurtma yarışı sürerken bu kez yamacın en tepesindeki çocukların bağrışları duyuldu:



- - Leylekler geliyor!.. Leylekler…



Çocukların gözleri, gökte uçan beyaz kanatlı, uzun bacaklı, kırmızı gagalı leyleklere çevrildi. Çocuklar gibi tüm çevrenin gözleri de ova üstünde sürüyle uçan leyleklerdeydi. Evlerin üstündeki leylek yuvaları, sevinç çığlıkları atıyordu.



Güzel Ege’mizin bu şirin ilçesi, günlerdir leylekleri bekliyordu. Çocukların coşkulu bağrışları, büyüklerin içindeki özlemi artırmıştı. Hepsi, bu özlemle birbirine müjde veriyordu:



- Leylekler geliyor!..





İsmail Sivri
Leylekler Gelirken

28 Şubat 2013 Perşembe

Yangın, 4. Sınıf Türkçe

O gün Burdur’da Pazar vardı. Babamlar pazara gitmişlerdi. Elif Teyze, bulaşık yıkamak için evin önündeki ocağı yakmıştı. Ben de sokakta oyun oynuyordum.


Bir üsre sonra ne oldu bilmiyorum, kara dumanlar içinde kalıverdim. Elif Teyze, bir içeri bir dışarı koşup duruyordu. Büyük bir telaş içindeydi, ama sesi hiç çıkmıyordu. Sonunda Elif Teyze’nin dili çözülüverdi:


- Yetişin dostlar, yanıyoruz, kurtarın, diye bağırmaya başladı.





Kısa bir süre içinde bizim evin önü kıpkırmızı alev olmuştu. Alevi görenler hemen toplanıverdi. Herkes bağrışıyordu.



- Kuyuya!.. Kuyuya!
- Herkes kovalarıyla gelsin!
- Elden ele, elden ele!
- Mehmet, Ahmet koşun, kahveye haber verin!


Erkekler, kadınlar, kızlar, çocuklar hemen bir dizi oluşturuverdiler. Kovalar, elden ele geliyor, ateşin üstüne dökülüyordu. Kırk elli kova dolup dolup geliyor, boşalıp boşalıp gidiyordu.


Bilmem kaç saat sürdü yangının sönmesi. Herkesin üstü başı su olmuştu. Islanmayan kalmamıştı. Hele Musa Dayı’nın oğulları… ellerindeki büyük çapaları alevlerin üstüne vurmuşlardı. Hacı Dede’nin torunları; bellerle, küreklerle ateşe toprak atmışlardı.


Yangında Elif Teyze’nin ve bizim çırpıların çoğu yanıp kül olmuş, evlerimiz kurtulmuştu.


Güneş batarken pazara gidenler dönmeye başladılar. Elif Teyze’mle köyün çıkış yerine kadar yürüdük. Pazardan dönenlerin çoğu yangını duymuşlar:


- Geçmiş olsun!.. Geçmiş olsun, diyorlardı.


En sonunda annem, babam ve ninem göründüler. Elif Teyze, ağlamaklı bir sesle:


- Sormayın başımıza gelenleri, dedi.


Ninem, babama söz vermeden:


- Canınız sağ olsun! Olan olmuş bir kez. Tanrı’m bir daha göstermesin, diyor, babamı yatıştırmaya çalışıyordu.


İçim yanıyordu. Kışlık yakacağımızın çoğu gitmişti. Buzlar sallanıp her yer kar dolunca onları yakıyorduk. Fakat olanlar olmuştu. Yapacak bir şey yoktu. En sonunda akşam yemeğini yedik.


Babam, yemekten sonra kahveye gitti. Kahvede, yangında hizmet edenlere çay ısmarlamış.


Hepimiz üzgündük, ama ninem bizi rahatlatıyor:


- Köyde evlerin yanında samanlıklar, ahırlar vardır. Eğer köylüler yardım etmeselerdi alevler samanlıklara sıçrar, oradan komşu evler, belki de bütün köy yanardı.


İnsanların birbirlerine yardım etmesi ne güzel. Böyle felaket günlerinde yapılan yardımlar daha büyük felaketleri önlüyor.




İbrahim Zeki Burdurlu
Anılardan Öyküler

Kahvaltısız Asla, 4. Sınıf Türkçe

                             


Kahvaltısız Asla

Kahvaltı, vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan ilk öğündür. Kan şekeri olarak bilinen glikoz için kaynak oluşturması açısından önem taşır. Glikoz, beyin için önemli bir enerji kaynağıdır. Çünkü beyin, herhangi bir enerji deposuna sahip değildir ve yalnızca glikoz kullanır.




Kahvaltı ile okuldaki verimlilik arasında önemli bir bağlantı vardır. Kahvaltı yapan çocuklar, okullarında daha başarılı, günün ilerleyen saatlerinde daha güçlü ve dayanıklı olurlar. Öğrenmenin zorluklarına karşı koyarlar. Derse daha fazla katılırlar.


Araştırmalara göre kahvaltı yapmayan çocuklar, sabahları yorgun ve halsiz olurlar. Kendilerini derse tam olarak veremezler. Karın ağrısı çekerler.


Kahvaltıda protein, yağ ve karbonhidratı bir arada tüketmek gerekir. Bu tüketimi sağlamanın en kolay yolu ise bir dilim tereyağlı ekmek ile peynir yemek ve süt içmektir. Böyle bir kahvaltı sonucunda organizmada sürekli bir enerji üretimi söz konusu olur. Kan şekeri normal seviyelerde kalır. Kemikler gelişir, dişler çürümez. Böbreklerin fonksiyonu normal seyreder. Vücudumuz hastalıklara karşı bağışıklık kazanır.


O halde sabahları kahvaltısız gelmeyin çocuklar. Aksi halde sağlıksız ve derslerinizde başarısız olursunuz.


Dilara Koçak
Yaşam Pınarım

Sen Ölmedin, 4. Sınıf Türkçe


Sen Ölmedin Şiiri

Şanlı bayrak yarılardan baksa da
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.
Gözlerimden dolgun yaşlar aksa da
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Bu 10 Kasımların acısı derin,
İşte huzurunda sivilin, erin.
Başımızda sensin, gönülde yerin,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Korkusuz yaşarız, gücümüz senden,
Savaşta barışta yürürüz önden,
Kucak kucak selam milletten, benden,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Senden aldık yaşamayı, gülmeyi,
Vatan için kahramanca ölmeyi,
Düşmanlara iyi dersler vermeyi,
Sen ölmedin Atatürk'üm ölmedin.

Mustafa Yılmazkaya
Vatan-Bayrak
Atatürk Millî Bayramlar ve
Belirli Günler Haftalar 

Bafa Gölü, 4. Sınıf Türkçe

                        Bafa Gölü

İzmir’den Bodrum’a giderken Söke ovasının sonlarına doğru Bafa Gölü, bütün güzelliği ile karşınıza çıkıverir. Göz alabildiğine uzanan mavilik, yol yorgunluğunuzu alır götürür. Kıyı boyunca ilerlerken yolla birlikte kırılan manzaradan gözünüzü alamazsınız.

Bafa Gölü, Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyonların, Ege Denizi’ne açılan bir körfezin önünü doldurmasıyla meydana gelmiş. Zamanla Menderes Nehri’nin taşkınları ve dağlardan gelen sularla beslenmiş, göl büyümüş.


Bafa Gölü’ne gelirseniz gölü çevreleyen Beşparmak Dağları’yla tanışın. Dağın yamacında bir tarih saklıdır. Bu tarihi keşfetmek için saatlerce yürümek, kamp yapmak ve göldeki adalarda dolaşmak gerekir.


Gölü geçtikten sonra Gölkaya köyüyle karşılaşırsınız. Bu şirin köy, uzun dağ yürüyüşlerinin çıkış noktasıdır. Bu noktada sabahladık. Horoz sesleriyle uyandık. Ortalık sis içinde. Köyden aldığımız rehberle dağlara tırmanmaya başladık.


Beşparmak Dağları’nın yamaçları taştan patikalarla dolu. Bu patikalardan dağa doğru tırmandıkça gölün değişen görüntülerinden gözümüzü alamıyoruz. Çevre, adeta gökten taş yağmış da kayalarla örtülmüş gibi. Bir buçuk saatlik zorlu bir tırmanıştan sonra bir mağaraya giriyoruz. Alman arkeologlar, köylülerin de yardımıyla burada tarih öncesi çağlara ait duvar resimlerini ortaya çıkarmışlar. Burada erkek ve kadın figürleri ile çiçek motiflerini hayranlıkla izliyoruz.


Beşparmak Dağları’nda Bizanslılara ait manastırlar, kral yolları ve mezarları var. Manastırların duvar ve tavanları fresklerle süslü. Etrafı surlarla çevrili bir manastırın tepesine çıktık. Buradan gölün manzarası nefes kesici.


Dağda beş saatlik tırmanışın ardından Bafa Gölü’ne iniyoruz. Dolunayın ışığı, gölü gümüş rengine çevirmiş.

Yurdumuzun her bir noktası ayrı bir güzelliğe sahip. Bafa Gölü ve çevresi de bu noktalardan biri. Mutlaka görünüz.


Yusuf TUVİ
(Bir dergi yazısıdır)

26 Şubat 2013 Salı

Kahvaltısız Asla, 4. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı, Dinleme Metni, 5N1K Etkinliği

                                 Kahvaltısız Asla

Kahvaltı, vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan ilk öğündür. Kan şekeri olarak bilinen glikoz için kaynak oluşturması açısından önem taşır. Glikoz, beyin için önemli bir enerji kaynağıdır. Çünkü beyin, herhangi bir enerji deposuna sahip değildir ve yalnızca glikoz kullanır.




Kahvaltı ile okuldaki verimlilik arasında önemli bir bağlantı vardır. Kahvaltı yapan çocuklar, okullarında daha başarılı, günün ilerleyen saatlerinde daha güçlü ve dayanıklı olurlar. Öğrenmenin zorluklarına karşı koyarlar. Derse daha fazla katılırlar.


Araştırmalara göre kahvaltı yapmayan çocuklar, sabahları yorgun ve halsiz olurlar. Kendilerini derse tam olarak veremezler. Karın ağrısı çekerler.


Kahvaltıda protein, yağ ve karbonhidratı bir arada tüketmek gerekir. Bu tüketimi sağlamanın en kolay yolu ise bir dilim tereyağlı ekmek ile peynir yemek ve süt içmektir. Böyle bir kahvaltı sonucunda organizmada sürekli bir enerji üretimi söz konusu olur. Kan şekeri normal seviyelerde kalır. Kemikler gelişir, dişler çürümez. Böbreklerin fonksiyonu normal seyreder. Vücudumuz hastalıklara karşı bağışıklık kazanır.


O halde sabahları kahvaltısız gelmeyin çocuklar. Aksi halde sağlıksız ve derslerinizde başarısız olursunuz.


Dilara Koçak
Yaşam Pınarım