yardımlaşma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yardımlaşma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2009 Cuma

Yardımlaşma ve Yardımlaşmanın Önemi(ödev 3.sınıf

Yardımlaşma ve Yardımlaşmanın Önemi

a) Yardımlaşmanın Önemi:


Genellikle ifâde edildiği gibi İslâmiyet bir yardımlaşma dinidir. İslâmiyetten önce de sonra da hiç bir din ve fikir sistemi onun kadar bu konuya eğilmemiş yardım anlayışını ve bu anlayışın uygulanışını bu kadar geniş boyutlara ulaştıramamıştır.
Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimiz bu gerçeği, hayatımızın her anında görüyoruz. Geçmişte olduğu gibi, şimdi de hayatı paylaşan insanlar, aynı düzeyde değillerdir, örneğin zayıfı, güçlüsü, fakiri, zengini,erkeği, kadını gibi. Böyle insan toplulukları beraber doğup, beraber ölürler. Bu beraberlik “hayat”ın kaynağını oluşturuyor.
Ancak bu farklı insanlar, yaşadıkları süre içinde birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Zenginler bile fakirlere ihtiyaç duyar. Hiç bir zengin benim kimseye ihtiyacım yoktur diyemez. O insan servetini çalıştırdığı insanların gücü ile kazanır. Zira kimi çalıştırıyorsa ona muhtaç demektir.
İnsanların birbirlerine muhtaç olmaları, aralarındaki yardımlaşmaları zorunluluğunu ortaya çıkarır.Yardımlaşma toplum halinde yaşamanın sonucudur.
Cenâb-ı Hakk: “İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyuruyor. Zekat vermenin, güzel söz söylemenin, ve daha pek çok şeyin, iyi olarak kabul edersek, yardımlaşmanın sınırını sonsuz olduğunu anlarız.
Yardımlaşmanın konusunun içinde, maldan sevgiye kadar herşey verilebilir. Verme işi bazan zekat fitre gibi mecburi olduğu halde, bazan tamamen isteğe bağlıdır. Bu vermenin sınırı yoktur.Bu yardımın dışında, müslümanlar birbirlerine sevgi ile bağlanmak zorundadırlar.

b) Yardımın İnsanların ve Toplumların Yaşamlarındaki yaptığı değişiklikler:

1- Yardımla yoksullar korunmuş olur. Onlara yapılan maddi yardımlar, onların hırsızlık gibi kötü yollara sürüklenmesini engeller.
2- Yardım yapanla yapılan arasında sevgi ve ülfet doğar.yardımla topluma kazandırılan insanlar kin, hased, düşmanlık gibi kötü huylardan kurtulur, kimsenin malında gözü olmaz.
3- Hz. Muhammed, müslümanlara yardım edilenin değil, yardım eden kişi olmalarını bildirmiştir.Sıkıntı zamanında müslümanlardan yardım, anlayış ve sevgi görenler, sıkıntılarını atlatınca, alan değil veren kişiler olmaya çalışacaktır.
4- Zekât, sadaka ve diğer maddî yardımlar, müslümanların güçlü olmalarında, birlik ve beraberlik içinde bulunmalarında en büyük etkendir. Yardımlaşma, zenginle fakir, tokla aç arasındaki uçurumu kapatır ve sevgi, saygı bağı kurar.
5- Yardımlaşmanın yaygın olduğu toplumlarda dostluk duyguları güçlü olur. Fakirlik ve bununla gelen dilencilik ortadan kalkar.

c) Yardımlaşma Çeşitleri:

1- Maddî Yardım:
Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ındır.Fakat, Cenâb-ı Hakk, yerde ve gökte bulunan bütün varlıklar, yüce katından bir lütuf ve bağışlama olarak, insanların hizmetine vermiştir. Varlığın sahibi olan Allah Teâla, bunu, kullarından dilediğine verip dilediğinden alacağını açıklamıştır.Ancak kendilerine mal ve mülk verdiği kişilere, malları ile ilgili bazı sorumluluklar yüklemiş ve görevler vermiştir. Bu sorumluluk ve görevler, Allah’ın bir emaneti olan mallardan bir kısmının başkalarına verilmesidir. Cenâb-ı Hakk, iman ve namazdan sonra, malın başkalarına verilmesini emretmiştir. Buna “infak etmek” denir. İnfakın üç çeşit kısmı vardır(Farz, vacip ve mendup). Farz olan zekât, vacip olan fitredir.
Dünyada kalacak olan malımızın, Allah’ın emrine göre kullanılması ve harcanması önemli bir iştir. Bu harcama, âhirete uzanan geçide sağlam bir köprü kurmamızı sağlar.
Hayır ve iyilik, mal, el ve dille yapılır. Yapılacak bütün iyiliklere “sadaka” denir.
Mal ile yapılacak iyilik ve yardımın başında zekât gelir. Zekât, insanların ihtiyaçlarından fazla olan mallardan başkalarına vermeleridir ve mecbûri bir yardım şeklidir.Bunun dışında, sadaka ile başkalarına yardım etmemiz gerekir.
İnsan yakınlık derecesine göre başkalarına yardım etmelidir (Çocuğu annesi-babası, kardeşi, yakın akrabaları, yakın ve uzak komşuları, içinde yaşadığı toplumun diğer bireyleri). Ancak maddî olarak yardım edilecek kişilerin gerçekten yoksul olmaları gerekir.
Fakat insan gönül zenginliğinin yerine, elinde olanın daha fazlazını ister, gözünü hırs bürür. Bunun yerine Allah’ın bize nimet olarak verdiği malların hayır yolunda, bize emrettiği şekilde harcanması olumlu bir davranıştır.Yalnız insan istediği malı değil, mallarından sevdiklerini yoksullara vermek zorundadır, böylece Allah’ın rızasını kazanır.
Mal ile yapılacak yardımlardan biri de “karz-ı hasen”dir.Bu yardım, faiz veya benzeri menfaat beklemeden ödünç para verilerek yapılır.
Herkesin yararlanabileceği çeşme, köprü, cami, hastane, okul, yol gibi kurumlar yaptırmak da mal ile yapılan yardımlar arasındadır.Bu tür hayır eserlerine sadaka-i câriye denir ve bu kişiler öldükten sonra da, o yerler hala işliyorsa sevabı çok olur.
Sosyal ve ekonomik bakımdan malla yapılacak en önemli yardımlardan biri de zenginlerin mallarını yatırıma aktarmalarıdır ve çalışmak isteyenlere iş ve geçim imkanı hazırlamalarıdır.

1-Mânevî Yardım:
Allah’ın ve Resûlünün bizden yapılmasını istediği, akıl ve vicdanın hoş gördüğü bir şeyi yapmak iyiliktir. Kötülükten sakınmak, başkalarına kötülük yapmamak da iyiliktir. Bu tür iyilikler de “sadaka”dır.İyilikte yardımlaşmak kadar kötülükten alıkoymaya çalışmak da müslümanların dinî-ahlâkî görevleri arasındadır. Kötülük gören kişi, kötülük ister küçük ister büyük olsun, ona engel olmalıdır. Eğer bu görev yapılırsa, kötülük azalır, toplum huzur bulur.

d) Yardım Yapılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:
1- Yardım Allah rızası için yapılır. Allah rızası gözetilmeden yapılan iyilikte riyâ ve gösteriş, yada çıkar düşüncesi vardır.
2- Yardım yapılacağı sırada gerçekten yoksul olan kişiler aranmalıdır. Ancak hayâ sahibi yoksullar, yoksulluklarını belli etmez. Yardım yapacakların, bunlar gibilerini bulup, haysiyetlerini bozmadan yardım etmelidirler.
3- Kötü, işe yaramaz mallar yardım olarak başkalarına verilmez.
4- Yapılan yardım hiç bir zaman başa kakılmamalıdır, aksi takdirde yapılan yardımın sevabı olmaz.
5- Yoksulun halinden anlamalı ve ona iyi davranmalıdır.
6- Hiç bir yardım küçük görülmemelidir.
7- İyilik ve yardımda bulunacak kişi bunu zamanında yapmalıdır. Zamanında yapılmayan yardım, ihtiyacı karşılamaktan uzaklaşır.
8- Yardım yapılırken gizliliğe önem verilmelidir. Ancak zekat gibi farz olan ibadetlerde açıklık esastır.

e) Başkalarından Yardım Bekleyenlerin Dikkat Etmesi Gereken Hususlar:
1- İhtiyaçtan fazlası istenmemelidir.
2- Yapılan yardımı azımsamadan kabul etmek gerekir.
3- Yardım kerîm olandan istenir, yardım etmek istemeyenden veya imkanı olmayandan yardım istenmez.
4- İyilik ve yardım yapana nankörlük değil, teşekkür etmeliyiz.

Yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili sözler(3.sınıf ödev)

Yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili sözler
Şeytan siz fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağrifet ve bir lütuf vaat eder. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.
BAKARA–268-

Eğer yarasına merhem sürüp önüne biraz dünyalık koymayacaksan, kırıp geçiren yılın darlığı içinde, zavallı yoksula “Nasılsın?” deme.
SADİ

İnsanlar birbirine yardımdan el geçtikleri gün insanlık yok olur. Karşılıklı dayanışma olmazsa toplumlar olmaz.
Walter SCOTT

Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.
MEVLANA

Bir başkasının yaşamasına yardım etmeyen, yaşadığını iddia edemez
Merry BROWN

Minnet sahibinin ihtiyacını görmek, dostluk kapısının anahtarıdır.
Abdullah el BASRİ

Dostuna da düşmanına da yardım et, çünkü o zaman dostunla daha yakın dost, düşmanınla da daha dost olursun.
CLEBBUL

Düşenin elinden tut ki sende düştüğün zaman tutacak bir el bulasın.
A.F BAŞGİL

Çoban, kurdun işine razı olursa, köpek yabancıya havlamaz.
Ebu ÜMAME

Düşmanına bir şey vermek, dostundan bir şey almaktan daha iyidir.
Gustav Van MOSER

Yardım edeceğin kişiye bir şey demeden yardım et.
EFLATUN

Yardımlaşma ve dayanışma, bir toplumun gelişmesi için en güzel vesiledir.
KESLER

Bir kör bir başka köre yol gösterirse ikisi de.
Matthew HENR

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten Mürüvvetmend olan mazluma el çekmez ianetten.
N.KEMAL

Bir el ki olmaya hayr-ı hasenatı, Verilmez ona cennet ilinin derecatı.
Niyazi MISRU

Sacayağın ayağı üç olur, Birbirine güç olur, biri kulursa hiç olur.
Türkmenistan Türkleri Atasözü

Gerçek Müslüman isen, yardımdan durma geri, Faydalı olamıyorsan, zararlı olma bari
İsmail ÖZCAN

Yalnız olan rahat görmez, yardımlaşan, yorulma bilmez.
Tatar Atasözü

Allah yardım ederse kuluna her iş girer yoluna.
Türk Atasözü

Kendine yardım etmeyene, Tanrı’da yardım etmez.
SOPHOCLES

İyilik ve takva için yardımlaşınız.
Maide–3-

Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükâfatlarını Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.
BAKARA–274-

Herkesin yardımlaştığı yerde işler yarım kalmaz.
ANONİM

Küçüklerin yardımı olmaksızın, hiçbir büyüğün başarıya ulaştığı görülmez. Be ne küçüğü büyütür, ne de büyüğü küçültür.
Cemil SEN

Yalnız yiyen, felaket gününde de yalnızdır.
Rig VEDA

Müşterek felaketlerin ızdırabı azdır.
P. SAFA

El kapılarında dilenci değilsin, bunun şükrane olarak kapıdan dilenciyi kovma.
SADİ

Almayı iyi görüyorsan vermeyi kötü görme.
Uygur Atasözü

Ekmeğini yalnız yiyen yükünü dişiyle kaldırır.
Türk Atasözü

İnsan, dostlarının acılarına, onlarla bir olup ağlayıp sızlamakla değil, yardım ve bakımile katılmalıdır.
EPİKUROS

Sevmek fiilinden sonra dünyanın en güzel fiili yardım etmektir.
V. SUTTİNER

Kiminki, kalbinde vardır himmeti, Onun da güzellik olur nimeti.
Nizami GENCE

Hayat zaten yeterince kısa ve ıssız değil mi ki? Yolları birlikte kat edenler birbirine yardım etmesin mi?
CHİLON

Aldığımız şeylerle geçici bir süre var olur, ama verdiğimiz şeylerle ebediyen yaşarız.
D.M. LAVSON

Kardeşinin salını karşıya geçirmeye yardım et, göreceksin ki, sen de karşıdasın.
Hint Atasözü

Kurbağadan yardım istenmektense boğulmak daha iyidir.
SOPHOCLES

Sağlam göz ağlasa, kör gözden yaş çıkar.
Uygur Atasözü

Mandaya dayanacak ağaç olursa kurtlara sala okur.
Türk Atasözü

Bir mahalle de birisi açlık sebebiyle ölürse, o mahallenin hepsi onun katili olur.

İnsanın en büyük buluşu ateş, tekerlek, motor ya da maddi dünya ile ilgili her hangi bir şey değildir. İnsanın en büyük buluşu, anlaşarak ekip halinde çalışmaktır.
B. SENNING

İmece günü bulut görmeyene ne mutlu.
Türk Atasözü

Ağaç düşerde yakınına yaslanır.
Gagavuz Atasözleri

Kendi evini yapamıyorsan, bir yapana taş taşı.
Hint Atasözü

Yardımlaşma hikayeleri (3.sınıf ödev)

yardımlaşma

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:

- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:

- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?

- Ahmet arkadaşımız var ya…

- Evet, ne olmuş Ahmet'e?

- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.

- Eee?

- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:

- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.

- Nerede çalışıyorsun?

- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu:

- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı…

- Niçin?

- İnsanlara daha çok yardım etmek için…

- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?

- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.

— Neden olmaz?

— Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:

- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.

Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.

Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak' diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!

"Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir."

alıntı

Yardımlaşma hikayeleri (dilek taşı)3.sınıf ödev

DİLEK TAŞI

Adamın biri dünyayı dolaşmak istiyormuş. Yanına bir kese para alıp düşmüş yollara. Az gitmiş uz gitmiş. Sonunda bir köye varmış. Bu köyde çocuklar boynuna ip bağladıkları bir fareyle oynuyorlarmış. Adam hayvana acımış. Çocuklara biraz para verip fareyi kurtarmış.
Yoluna devam eden adam bir başka köye varmış. Bu kez, çocukların bir eşeği zorla arka ayakları üstünde durdurmaya çalıştıklarını görmüş.
Onlara biraz para verip, zavallı eşeği kurtarmış.
Adam, yoluna devam etmiş. Derken başka bir köye varmış. Köyün delikanlılarının toplanıp ayı oynattıklarını görmüş.
Kalan parasını da ayı için verip ayıyı ormana salıvermiş.
Böylece adamın tüm parası bitmiş. Parasız kalan adam yoluna devam etmiş. Bir yandan da parasız pulsuz dünyayı nasıl dolaşacağını düşünüyormuş.
Birden karşısına o ülkenin kralının yaşadığı saray çıkmış. Kraldan yardım istemek gelmiş aklına.
“Koskoca kralın hazinesinden biraz para istesem ne çıkar?” diye düşünmüş.
Saraya girip, kralın huzuruna çıkmış. Dileğini iletmiş. Ama kral çok cimriymiş. Adamın, hazinesine göz diktiğini sanmış. Çok öfkelenmiş.
Hemen askerlerine emir vermiş. Zavallı adamı yakalatıp, zindana attırmış. Ertesi gün, adam mahkemeye çıkarılmış. Duruşma sonunda, adamın bir sandığa kapatılıp, yol kenarına bırakılmasına karar verilmiş.
Ertesi gün sabah erkenden adamcağızı sandığa kapatmışlar. Üstüne kocaman bir kilit vurmuşlar. Sonra dere kenarındaki ıssız bir yola bırakmışlar.
Askerler gittikten sonra adam olanca gücüyle bağırmış, yardım istemiş. Ama boşuna... Bu ıssız yerde onu kimse duymuyormuş. Zavallı adam artık ölümü bekler olmuş.
Birden sandığın üstünden gelen tıkırtılarla irkilmiş. Sanki biri kilidi kemiriyormuş. Az sonra kilit kırılmış, kapak ağır ağır açılmış.
Adam kendisini kurtaranın bir süre önce çocukların elinden kurtardığı fare olduğunu görmüş. Yanında da ayı ile eşek varmış.
Adam kendisini kurtaran hayvan dostlarına sevgiyle sarılmış. Dere kıyısına oturmuşlar. Adam başına gelenleri anlatırken kıyıdaki taşlardan birinin diğerlerinden daha parlak olduğunu fark etmişler. Hemen taşı alıp incelemeye başlamışlar. Ayı:
- Şansımız varmış. Bu, sihirli bir taş. Artık her dileğimiz gerçekleşir, demiş.
Sonra taşı adama uzatmış ve bir dilek tutmasını istemiş. Adam bir saray dilemiş ve o anda da dileği gerçekleşmiş.
Oradan kervanıyla geçen bir tüccar, bu ıssız yerde birden ortaya çıkan sarayı görünce çok şaşırmış.
“Yıllardır bu yoldan gelir geçermiş böyle bir sarayı görmemiştim." demiş. Sonra da sarayın sahibiyle konuşmak amacıyla saraya girmiş.
Adamın karşısına çıkıp: - Bu sarayı, bu kadar kısa sürede nasıl yaptınız? Çok şaşırdım doğrusu! Diye sormuş.
— Ben yaptırmadım. Her şey sihirli taşın sayesinde oldu, demiş adam da.
Düzenbaz tüccar:
- Taşı bana satarsan tüm mallarımı sana veririm, demiş. Adam razı olmuş, taşı vermiş.
Tüccar taşı alıp gitmiş. 0 anda da tüm sihir bozulmuş. Adam, kendini yeniden sandığın içinde bulmuş. Taşı verdiğine pişman olmuş. Ağlayıp sızlamış.
Az sonra sandığın üstünden tıkırtılar işitmiş. Farenin yine kendini kurtarmaya geldiğini anlamış. Ancak fare ne kadar uğraştıysa da bu kez kilidi açamamış.
Fare, eşek ve ayıyı bir telaştır almış. Sevgili dostlarını sandığın içinden kurtarmanın bir yolu olmalıymış. Düşünüp taşınmışlar. Ayı:
- Sihirli taşı geri almalıyız. Başka çaremiz yok! Demiş. Birlikte tüccarın sarayına yollanmışlar. Saraya yaklaşınca ayı:
- Fare kardeş sen kapı aralığından içeri bir bak. Sihirli taşın yerini öğren. Sonra onu almanın bir yolunu buluruz, demiş.
Bunun üzerine fare saraya girmiş. Tüccarın yatak odasına kadar çıkmış. Sihirli taş aynalı bir sehpanın üzerinde duruyormuş.
Taş duruyormuş durmasına ama iki öfkeli kedi de taşın yanında nöbet tutuyormuş.
Fare korkuyla oradan hemen uzaklaşmış. Arkadaşlarının yanına dönünce gördüklerini anlatmış. Kafa kafaya verip bir plan kurmuşlar.
Eşek:
- Sen yine aynı şekilde içeriye girersin. Orada bir deliğe saklanırsın, demiş.
Ayı:
- Tüccar uyuyunca sessizce yatağa çıkıp, saçını çekiştirir, burnunu kemirirsin, diye devam etmiş.
Fare hemen işe koyulmuş. Planladıkları gibi tüccarın uyumasını beklemiş. Sonrada çıkıp burnunu kemirmiş. Saçlarını çekiştirmiş.
Korkuyla uyanan tüccar:
- Fareler burnumu kemiriyor! Bu sersem kediler hiçbir işe yaramıyor! Diye bağırıp çağırmış. Sonra da kedileri saraydan kovmuş.
Ertesi akşam, tüccarın, uykuya daldığı saatlerde üç arkadaş saraya girmişler. Aynalı sehpanın üzerinde duran sihirli taşı sessizce almışlar.
Geldikleri gibi kimse duymadan sarayı terk etmişler. Bir an önce sandığa ulaşmak için olanca güçleriyle koşmuşlar, koşmuşlar.
Karşılarına bir nehir çıkmış. Eşek:
- Eyvah, nehri nasıl aşacağız? Diye endişelenmiş.
Ayı sakin sakin:
- Ben yüzme biliyorum. Sen benim sırtıma çıkarsın. Ağzına da sihirli taşı alırsın. Fare kardeşi de başına oturtursun. Kolayca nehri aşarız, demiş.
Böylece birlikte yüzmeye başlamışlar. Onların bu hali kuşları, kurbağaları çok güldürmüş.
Neşe içinde yüzmeye devam ederken, ayı başlamış böbürlenmeye:
- Ne kadar da cesuruz değil mi arkadaşlar? Bizden daha yürekli kim var şu ormanda? Bu sözlerine fare de katılmış. Ama eşek ağzını açamadığından onlara katılamıyormuş. Ayı:
Neden cevap vermiyorsun? Bu yaptığın çok ayıp eşek kardeş! demiş. Bu sözlere daha fazla dayanamayan eşek konuşmak için ağzını açınca dilek taşını suya düşürmüş:
- Şu yaptığına bak! Sana cevap vereceğim diye taşı suya düşürdüm, diye ayıya kızmış.
Ayı, sakin sakin:
- Telaş etmeyelim. Bir çaresini bulur, taşı sudan çıkarırız. Önce kıyıya çıkalım, demiş.
Kıyıya varınca kafa kafaya verip düşünmüşler. Ayı:
- Bütün kurbağaları çağıralım. Onlardan yardım isteyelim, demiş. Sonra, eşek tüm kurbağalara seslenmiş:
- Bize yardım edin arkadaşlar! Sihirli taşı bulamazsak hayvan sever dostumuz ölene dek sandıktan çıkamayacak, demiş.
-Bu sözleri duyan kurbağalar suya dalıp buldukları tüm taşları kıyıya çıkarmışlar. Kıyıya yığılan taşların arasından bir tanesi pırıl pırıl parlıyormuş. Fare:
- Yaşasın! Aradığımız taş işte burada! diye bir çığlık atmış.
Olanlar ayıyı çok duygulandırmış. Söz alıp, dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemini belirten bir konuşma yapmış.
Kurbağaların davranışlarını övmeyi de unutmamış.
Daha sonra üç arkadaş sandığı açıp, hayvan dostu arkadaşlarını kurtarmışlar. Taşı da ona vermişler. Adam, taştan tekrar sarayında olmayı dilemiş. Dileği anında gerçekleşmiş. 0 bölgenin de kralı olmuş. Yardımsever üç arkadaşıyla birlikte ömür boyu mutluluk içinde yaşamış.

Yardımlaşma hikayeleri (3.sınıf ödev)

Bir kaç yil önce, Seattle Özel Olimpiyatlarinda, tümü
fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarismaci, 100 metre kosusu
için baslama çizgisinde toplandilar.
Baslama isareti verilince, hepsi birlikte basladilar, bir hamlede
baslamadilar belki, ama yarisi bitirmek ve kazanmak için istekliydiler.

Yarisa baslar baslamaz içlerinden genç bir delikanli
tökezleyip yere üstü ve aglamaya basladi.
Diger sekiz kisi oglanin aglamasini duydular.
Yavasladilar ve geriye baktilar.
Sonra hepsi yönlerini degistirdiler ve geriye döndüler
ve oglanin yanina geldiler.
içlerinden Down Sendrom’lu bir kiz egilip oglani öptü
ve "Bu onun daha iyi olmasini saglar" dedi.
Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitis
çizgisine dogru hep birlikte yürüdüler.
Stadyumdaki herkes ayaga kalkip dakikalarca onlari alkisladi.
Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatiyorlar.

Yardımlaşma hikayeleri (fısıltı)3.sınıf ödev

FISILTI
Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguarıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyordu.
Parketmiş arabaların arasından yok aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey gördüğünü sanarak yavaşkdı.
Arabayla caddeden yavaşça geçerken hiç bir çocukgöremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını farketti.
Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yapan? Sen de kimsin, ne yapağının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam etti: "Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya malolacak.
Bunu neden yapan?" Çocuk yalvararak cevap verdi: "Lütfen efendim.
Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı" Parketmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu."Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum.
Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır." Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu.
Yerdeki genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu.
Mendiliyle, çizik ve yaralan sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti.Küçük çocuk genç yöneticiye . dönerek "teşekkür ederim efendim, Allah sizden razı olsun" dedi.
Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi.
Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü.
Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.
Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi.
Kapıda oluşan çöküğü, hayatini birisinin kendisine tuğla . atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.
Allah, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur.
Bazen, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır.
İster fisıltiyı, ister tuğlayı dinleyin.
Tercihi siz yapın...