20 Şubat 2011 Pazar

YUNUS EMRE'NİN HAYATI SANATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ KONU ANLATIMI

YUNUS EMRE'NİN HAYATI SANATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

Yûnus Emre’nin hayatı ve yaşadığı çağ hakkında bilinen hususlardan biri, Risâletü’n-Nushiyye adlı eserini H. 707/ M. 1307-1308 târihinde yazmış olmasıdır. Eserin sonunda şu beyit bulunmaktadır:

Söze târih yidi yüz yidi-y-idi
Yûnus canı bu yolda fidi-y-idi [1]

Eserini olgun ve ilerlemiş bir yaşta yazdığı anlaşılan Yûnus Emre, son zamanlarda bir mecmuada bulunan kayda göre H. 720/M. 1302-1321 târihinde vefat etmiştir. “ Vefat-ı Yûnus Emre, sene 720, müddet-i ömr 82 ” Bu sözlerden şâirimizin H. 638/M.1240-1241 yılında doğduğu ortaya çıkmaktadır.

Fakîh Ahmed Kutbuddin Sultan Seyyid Necmüddin
Mevlana Celalüddin ol kutb-ı cihan kanı.

Bu beyitte adı geçen Hoca Ahmed Fakîh “ Carhname ” adlı eserin de sahibidir ve Yûnus’un doğumundan 20 yıl önce 1221’de (H.618) vefât etmiştir.

Yûnus’un şiirlerinde Geyikli Baba ve Seydi Balum’un adları da geçmektedir:

Geyiklü’nün ol Hasan söz eyitmiş kendünden
Kudret dildür söyler kendünün söz nesidür,

Seydi Balum ilinden şeker tamar dilinden
Dost bahçesi yolundan eve dervişler geldi,

Yûnus’un kınadığı Geyikli Baba, Osman Gazi (1299-1326) ve Orhan Gazi (1326-1359) devirlerinde yaşamış, garip halleriyle ilgi uyandırmış bir şeyhtir. Seyyid Balum (Balum Sultan), muhtemelen Germiyan Oğulları’ndan bir beydir ve Geyikli Babanın müridlerindendir. Yûnus’un çağdaş olarak bahsettiği bu kimselerin yaşadığı devir, XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla, XIV. Yüzyılın ilk yarısıdır. Yûnus’un kendisi de XIII. Yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. Yüzyılın başında yaşamıştır. Bu târih Selçukluların sonu ile Osman Gazi devirlerine rastlamaktadır. Âşık Paşazâde, Yûnus’u Orhan Gazi devrinde yaşamış gösterir ise de, doğru değildir. Taşköprü-zâde’nin Yûnus’un Yıldırım Bâyazid (1389-1402) devrinde yaşadığını kayd etmesi de, tabiatıyla gerçeğe uymamaktadır.

Yûnus Emre’nin nereli olduğu nerede tahsil gördüğü, nerelerde bulunduğu, nasıl yaşadığı hususlarında da elde kesin bilgi yoktur.

Bektâşi menâkıbnâme(velayetname)lerinde Yûnus’un Sivrihisar yakınında Sarıköy’de doğduğu ve orada öldüğü zikr edilmekte ise de, bu husus bir rivayetten ileriye gidememektedir. Son zamanlarda bulunan bir vesikada Yûnus Emir Beğ adlı bir şahsın Sarıköy’deki çiftliğini zaviyesine vakf ettiği kayd edilmektedir. Eski yazıda “emir” ve “emre” kelimelerinin yazılışı birbirine benzemekle beraber, isimde Beğ kelimesinin de kullanılması ve “Emir” “Beğ” sıfatlarının tarikat mensuplarına verilmesi mû’tad olan sıfatlardan olmayıp mülkî bir sıfat olması, bu şahsın Yûnus Emre olamayacağını göstermektedir.

Yûnus Emre’nin şiirlerinden düzgün bir tahsil gördüğü, Arapça ve Farsça’yı, İslâmî ilimleri, İslâm târihini kısacası devrinin bütün ilimlerini iyice bildiği anlaşılmaktadır. O devirde en önemli ve meşhûr ilim ve kültür merkezi Konya olduğuna göre, Yûnus büyük ihtimalle tahsîlini Konya’da yapmıştır. Yûnus’un Mevlânâ ile görüştüğünü, onun “ safâ nazarından ” feyz aldığını, semâ‘ meclislerinde bulunduğunu yukarıya aldığımız beyitler açıkça ortaya koymaktadır. Yûnus’un şu beyitlerinde de Konya’nın adı geçmektedir:

Bir gönül ele getür feragat ol geç otur
Gönye (Konya) şehrinde yatur ol iki sultan kânı,
……………………..
Yûnus’un bu sözünden sen mâ’nî anlar-ısan
Konya menâresini göresin bir çuvalduz

Yûnus Emre Dîvânı’nında Moğolların Anadolu’yu istila etmelerinin izleri de görülmektedir:

Işkın çeri saldı benüm gönlüm evi ikîimine
Canumı esîr eyledün n’ider bana yağı Tatar,
……………………..
Ol budakta biter iman, iman bitse gider güman
Dün gün işüm budur heman nefsüme bir Tatar oldum,
………………………
Okırsın tasnif kitâb çekersin bunca azâb
Havf u recâ sende yok öyle ki bir Tatarsın,

Yûnus’un birçok şehirleri ve illeri dolaştığı hususunda da şiirleri ip ucu vermektedir:

Gezerem Rum ile Şam’ı yukarı illeri kamu
Çok istedüm bulamadum şöyle garib bencileyin
………………………….
İndik Rûm’a kışladuk çok hayr ü ser işledük
Uş bahâr oldı girü göçdük elhamdü lillâh

Yûnus Emre’nin Yukaru-İlleri (Azerbaycan ve İran); Anadolu şehirlerini, Şam (Suriye İllerini) ne maksatla dolaştığı belli değildir. Belki tahsil için, belki büyük ilim ve gönül adamlarını ziyaret maksadıyla, belki bir aşk hicranı dolayısıyla bu seferleri ihtiyar etmiştir. Belki de bu saydığı yerlere hiç gitmemiştir, bunlar gitmeği arzuladığı diyarlardır.

Yûnus, mutasavvıf bir şairdir. İslam tasavvufunun inceliklerini sadelikle, derinlikle ve hiç bir dar kalıp içerisine düşmeden dile getiren Yûnus Emre’nin Taptuk Emre adlı bir şeyhin müridi olduğu bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Bu mesele, açık ve kesin bir delile ve vesikaya dayanmamaktadır. Daha çok bir efsane mahiyetindedir. Esasen Taptuk Emre de efsanevi bir şahsiyettir. Böyle bir kimsenin yaşayıp yaşamadığı belli değildir. Yûnus’un şiirlerinde geçen Taptuk kelimesi bazen bir özel ismi değil, doğrudan doğruya tapılan büyük varlığı, Allah’ı işaret etmektedir. Yûnus Emre’nin hayatında ne işle meşgul olduğu, ne yaptığı da bilinememektedir. Muhakkak olan bir nokta varsa, derviş ve şeyh olarak ömrünü tekkede geçirmediğidir. Onu Karamanlı göstermek isteyenler, bazı kaynaklara dayanarak zengin bir kimse olduğunu, sürü besletip sattığını ileri sürüyorlar. Sarıköylü olduğunu iddia edenler ise Yûnus’un ekinci olduğunu, çiftliğini zaviyesine vakf ettiğini söylüyorlar. İki ihtimal de doğru olabilir. Çiftçilik ve hayvancılık bir arada yürütülebilir. Zaten çiftlik işletmek ikisini bir araya toplamak demektir. Çiftlik sahibi olmak, ekincilik yapmak Yûnus’un tasavvufla uğraşmasına, tek yelerde feyiz almasına ve feyiz vermesine elbette engel teşkil etmez. Yalnız, onun sadece bir derviş ve şeyh olarak yaşadığını gösteren bir delil ortada bulunmamaktadır.

Yûnus’un uzun bir ömür sürdüğü şiirlerinden de anlaşılmaktadır:

Niceler eydür Yûnus’a kocaldu ışkı kogıl
Işk bize yenile geldi henüz dahı turvandadur,
………………….
Aşık Yûnus bu sözi muhâl diye söylemez
Ma’ni yüzin gösterür bu aşıklar kocası,
……………………
İki kişi söyleşür Yûnus’ı görem deyü
Biri eydür ben gördüm bir âşık koca-y-mış,
…………………….

Evlenmiş olduğunu ise şu beyit göstermektedir:

Bundan dahı virdün bize ol huriyi çift ü halâl
Andan dahı geçdi arzum azmüm sana kaçmağ içün

Yûnus Emre’nin nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu da kesin olarak bilinmemektedir. Tük halkı yer yer, çok sevdiği Yûnus için makamlar meydana getirmiştir.

Yûnus Emre’nin nerede yaşadığı ve nerede yattığı hususundaki münakaşalar devam etmektedir. Karamanlılar ve Eskişehirliler ve bunları tutanlar arasında devam eden münakaşalara sebep olan nokta, kanaatimize göre fazla büyütülecek bir mesele değildir. Çünkü Yûnus Emre ayarındaki çok büyük şahsiyetler, şu veya bu şehrin ve bölgenin değil, bütün Türkiye’nin, hatta bütün Türk dünyasının kendine mâl ettiği şahsiyetlerdir. Yattıkları yer ise, bütünüyle Türk milletinin kalbidir.

[1] Yunus Emre divanı nüshalarından birinde (Karaman Nüshası’nda) beyit şu şekilde kayd edilmiştir.

Ki tarih dahi yidi yüzde-y-idi
Yunus canı bu yolda fidi-y-di

Risalet-ün-Nushiyye’nin yazılışını böylece yedi geriye atan bu beytin birinci mısrâsının doğru olmadığı aşikardır. Çünkü, “yüzde-y-idi ile fidi-y-idi” kafiye değildir. Ayrıca, Türkçe “tarih yedi yüzde idi” denemez, “tarih yedi yüz idi” demek gerekir.


Yunus Emre'nin iki eseri vardır:

1.Divan:


Bu eserinde şiirleri toplanmıştır. Şiirlerinin kimileri hece, kimiler ise aruz ölçüsüyle yazılmıştır.Bu şiirlerde derin bir Allah, peygamber ve insan sevgisi vardır. Hatta “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” dizesinden de anlaşılacağı üzere Yunus bütün varlık alemine sevgiyle yaklaşmıştır. Yunus’un bu sevgi ve hoşgörü iklimi sadece Anadolu’da etkili olmamıştır. Günümüzde Yunus Emre sevgi ve hoşgörüsüyle dünyaca tanınan bir şahsiyet olmuştur.

2.Risaletü'n – Nushiyye:

1307'de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 573 beyitten oluşmaktadır. Eser dini, tasavvufi, ahlaki bir kitaptır. "Öğütler kitabı" anlamına gelmektedir.

Fikrî ve Edebî Şahsiyeti(Edebi Kişiliği)


Yunus Emre, halk diliyle tasavvuf edebiyatının en büyük şairidir. Daha Orta Asya asırlarında Ahmed Yesevi ile başlayan halk tasavvuf şiiri; Türkistan, horasan ve Anadolu'da yüz yılı aşan bir işleniş çağından sonra, en üstün seviyesine Yunus Emre'de varmıştır. Yunus'un duygu ve düşünce alemini hazırlayan kültürün kaynağında İslam İmanı vardır. Bu iman, dünyanın üç kıtasında tecrübe görmüş ve her yeni nesle zeka ve irfan mirasları bırakmış bir milletin bağrında, kendi öz çevresini bulmuştur. Yunus'un bilgi ve düşünce aleminde, önce bu uzun, sabırlı ve sayısız hayat tecrübelerinden doğan irfan ışıldar. Onun yaradılış, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında duygulu ve hummalı zihin yoruşları vardır ki aynı irfan kaynağından beslenir.

Yunus, insan olan herkese karşı; fakir, zengin, Hıristiyan ve Müslüman ayrımı yapmayan, engin sevgiyle bağlıdır. Onda ki insan sevgisi, insan'da Allah'tan bir parça, ondan gelip bedenlenmiş bir cevher bulunduğunu bilmesindendir. Yunus, işte bu parçanın bütününe yani Allah'a aşıktır. O'nu gönlünde bilmenin heyecanıyla vurgundur. Bu heyecanı, Musa Peygamber'in konuştuğu çoban kadar saf bir gönülle duyar; aynı saflıkla söyler. Yeryüzünde bir ömür boyu vatanından uzak kalmış bir insan hüznüyle Yunus'un Allah diyarına karşı sonsuz hasret duyması da bundandır. Yunus, ömrü boyunca böyle bir nostaljinin hummalarıyla yanmış, şiirlerine bu hummanın hareketini vermiştir.

Nihayet, bütün bu iç ve kafa hareketleriyle olgunlaşıp derinleşen, bazen coşkun, bazen rind ve her haliyle cana yakın bir derviş... Yunus Emre'nin şiirlerinden ve halk içine yayılan menkıbelerinden yükselerek yedi asır ötede canlanan simasını belli başlı çizgileri bunlardır. Yunus; duymuş, düşünmüş, inanmış ve bütün bu duyuş, düşünüş ve inanışlarını büyük bir sadelik ve kolaylıkla şiirleştirmeye muvaffak olmuştur. İslami taassubun, üzerinde durmaktan çekindiği birçok iman meseleleri ile cennet, cehennem, sırat ve benzeri gibi kavramlar, onun en zeki ve en hür düşüncelerine mevzu olmuştur. Şiirleri, eskilerin, sehl-i mümteni dedikleri, her dilin söyleyemeyeceği bir açıklık ve kolaylıkla terennüm edilmiştir.
Gel Gör Beni Aşk Neyledi
Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne akîlem ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Akarsularım çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi

Mecnun oluban yürürüm
O yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi

Miskin Yunus bîçâreyim
Baştan ayağa yâreyim
Dost ilinden âvâreyim
Gel gör beni aşk neyledi

GÖNÜLLER YAPMAYA GELDiM
Benim bunda kararım yok, bunda gitmeye geldim
Bezirganım mataım çok, alana satmağa geldim.
Ben gelmedim da'va için benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim

Dost eşruğu deliliğim, aşıklar bilir neliğim
Devşuruben ikiliğim, birliğe bitmeye geldim
Yunus Emre aşık olmuş, ma'şuka derdinden olmuş
Gerçek erin kapısında ömrüm harcamaya geldim

Hiç yorum yok: