III. SELİMİN YAPMAYA ÇALIŞTIĞI YENİLİKLER NELERDİR?
Nizam-ı Cedit Nedir
Osmanlı güçlü ve disiplinli olduğu sürece iyi işleyen ve bir devleti imparatorluğa taşıyabilecek güçlü bir toprak sistemine dayanıyordu.
Kısa vadeli dönemde devlete kazanç sağlamak amacıyla yapılan toprak yapısındaki değişiklikler ve tımar sisteminden iltizam sistemine geçiş bozulmanın temelini oluşturmuştur.
İltizamla birlikte köylü yoksullaşmış, tefecilerin eline düşmeye başlamış, artık toprak ağalarının türediğini görüyoruz.
Artık Osmanlı’da 16. yy da bozulmalar kendilerini hissettirmeye başlamıştır. İleriki dönemlerde Osmanlı da politikasında değişiklikler meydana gelecek Avrupa karşısında “üstün devlet” olma anlayışı yerini Batının üstünlüğünü kabul edip “denge politikası”nın güdülmesine bırakacaktır.[19]1606 da artık Hasburg Monarkını kendisine “denk” olduğunu kabul edecektir.
Pasarofcayla başlayan toprak kayıpları doğal olarak ilk müdahelenin askerlik olanında yapılmasının gündeme getirdi. 1789 a kadar kimi zaman salt batının şatafatlı hayatının takdir edilmesi, kimi zamanda içerideki hakim sınıfların muhalefetiyle ıslahatlardan istenilen sonuçlar alınamadı.
Islahat çalışmalarının en kapsamlısı III. Selim döneminde yapılmıştır. Öyle ki bu dönemde yapılan çalışmalara artık genel bir ad verilmiş ve yapılan çalışmalar Nizam-i Cedit hareketi olarak isimlendirilmiştir.
Nizam-i Cedit dar ve geniş olmak üzere iki anlamı olan bir kavramdır.
Dar anlamda Avrupa ordularının standartlarına uygun olarak kurulmak istenen eğitimle ordunun adıdır.
Geniş anlamda ise yakın çağ başlarında devletin içerisinde bulunduğu geri kalmışlığa bir çare olmak üzere batı anlamında ileri bir düzen kurmak için mevcut düzende yapılan yenilik hareketlerinin bütünüdür.
Nizam-i Cedit kavramı III. Selim döneminde ortaya çıkmış yeni bir terim değildir. İlk olarak Köprülü Fazıl Mustafa Paşa (1689-1691) Hristiyan-Musevi cizyelerinin tek elden toplanması, cizye kalemine kayıt ve tescil edilerek tahsilatın mutemed cizye darlar tarafından icrasını sağlamak hem de devlete fazla gelirlerini için yapılan yeniliğe “Nizam-i Cedit Tertibi “ denilmiştir.
Daha sonra 1717 de Fransız subay De Fochefort kaymakam İbrahim Paşaya sunduğu Islahat projesinin tercümesinde yapılacak askeri yeniliğin tanımında Nizam-i Cedit olarak yapılmıştır.
Nizam-i Kadime’ye karşı (Eski Düzen) yapılan Islahatlarla batı tarzında bir modern seviye yakalamak için yapılan tüm Islahat faaliyetlerinin genel adı Nizam-i Cedit III. Selim dönemi yeniliklerinin genel adı olarak kullanılmaya başlandı.
Devlet yapısında artık 16. yy dan başlayan bozulmaları mevcut sistemde Islahatlarla gidermek amacıyla daha şehzadeliği döneminde devlet işlerinin aksaklıklarını gören III. Selim hükümdarlığı döneminde devletin ileri gelenlerinden istediği lahiyalarla ve sefaretnameler (Ebubekir Ratıp Efendinin sefaretnamesi) tespit edilen aksaklıkları gidermek amacıyla Nizam-i Cedit hareketine girişti.
Lahiyalar 22 kişi tarafından hazırlandı. Bunlarda ikisi yabancıdır. Baran Brenteno Alman subay olup Fransa’dan İstanbul’a yollanmıştır. Raporunda
- Sınırların korunmasındaki aksaklıkları
- Top ve Humbara imalathanelerinin ıslahı
- Mevcut askeri yapının disiplinsizliğine değinmiştir.
Diğer bir yabancı Dohsson “Osmanlı İmparatorluğunun Genel Tablosu” adında bir eser hazırlamış olup bu çalışmasında
- Avrupa tarzında talim
- Askerlerin ıslahı
- Askerlikle ilgisi olmayanların ocaklardan uzaklaştırılıp ocaklarda disiplinin
sağlanması gerektiğinde vurgulamıştır.
Nizam-i Cedit ıslahatlarının temel taşını oluşturan lahiyalar devletin idari-askeri alandaki bozuklukları, şerri hükümlerin uygulanmasındaki aksaklıkları dile getirip “kanun-i Ali Osman” güçlü yapıya dönmek için tımar sisteminin asli yapısına dönmenin gerekliliği vurgulanmıştır. Devlet hizmetinde liyakat usulünün esas alınıp idari yapının yeniden güçlendirilmesini savunuyordu bu çalışmalar.
Ancak unutmamak gerekir ki ıslahatlar tabandan değeri lavandan gelen bir takım yenilik çabası çerçevesinde kaldığından kısıtlı bir uygulama alanı bulmuştur.
Lahiyaların yanında III. Selim döneminde Avrupa’yı yakından tanımak amacıyla artık daima elçiliklerde kurulmaya başlamıştır. Elçilerin gördükleri yabancı memleketlerdeki siyasi, kültürel, toplumsal olayları yazdıkları sefaretnamelerin III. Selim Nizam-i Cedit hareketini oluştururken dikkate alınmıştır.
1791 yılında Viyana’ya giden Ebubekir Ratip Efendi “Nemçe Sefaretnamesi” yada “Büyük Lahiya” olarak bilinen eser mi yazmıştır. Gördüklerini şu şekilde anlatıyordu “Avusturyalılar tarıma çok önem veriyorlar hiçbir köyde tohum, toprak, at verirler. Çünkü toprağı atla sürerler. Bazen de toprağı olmayan köylüleri “çiftçi” kabul ederek başkasının tarla bağ yada bostanında çalıştırırlar. Böylece Avusturya’da ekilmemiş toprak yok gibidir...” Buna karşın Osmanlı da çok yerde ekilmemiş toprak gördüğünü, işsiz güçsüz kimselerin olduğunu bu durumda kendisini ağlattığını yazmıştır. Ayrıca çalışmasında;
- Askerlikte disiplinin sağlanması
- İlim ve Eğitim
- Sanayi ve imalathaneler
- Asayiş gibi konulara değinmiştir.
Avrupa’da gördüğü laik yapıyı anlatmış, Devletin kanunları yapma ve değiştirme esnasında filozof ve düşünce adamlarından yararlandığını belirtmiştir.[21]
Artık sistemi güçlü hale getiren organlar hastadır artık ve menfaatleri bu hasta sistemin devamına bağlıdır. Bundan dolayı ıslahatlara büyük tepkiler halktan değeri ulama ve yeniçeriden gelmektedir.
b. Nizam-i Cedit Hareketlerinin Ekonomik Hayata Etkisi
Osmanlı İmparatorluğunda toprağa dayalı bir anlayışı vardı öyle ki toprak yapısı hem ekonomik hayatı belirliyor hem de askeri yapıyı şekillendiriyordu. Toprak devletin mülkiyetindeydi.
Osmanlıda toprak tımar sistemine göre idare oluyordu böylece tımar sahipleri sahipliği devlete ait olan toprağın gelirini memur-asker olarak yönetiyor güçlü bir ordu yaratılmış oluyordu.
Devlet toprağın iyeliğine sahiptir ama yönetimini sıkı bir şekilde denetler, toprak gelirlerinden vergi alma dışında çok fazla tımarlı sipahiye müdahale etmezdi.
16. yy da değerli maden akışının olması, Avrupa’nın yükselişi ticari kayıpları Osmanlı için beraberinde getirdi bunun sonucunda devlet mevcut yapıyla oynayarak daha fazla gelir elde etme yollarını aramayla başladı.
Para sistemi akçeye dayalı olan Osmanlı da örneğin 100 dirhem gümüşten çıkan ortalama akçe sayısı yükselme döneminde çok fazla oynamazken yukarıda saydığımız olaylardan dolayı artık para değerinde oynamalardan başlamıştır.
Tımar gelirlerinin dinsel yasalar çerçevesinde değişmiyordu. Örneğin 20 akçeye satılan koyunla 100 akçeye satılan koyundan da aynı oranda vergi alınmıyordu.
15. 16. yy başlarında ürünlerin doğudan Hindistan’dan gelmesi maden akışını bu yöne çeviriyordu. Burada toplanan madenler Halep Şam ve Bağdat’ta yüksek fiyatla satılıyor buda maden kıtlığına yol açıyordu bu konuda Fatih döneminde kuyumcuların işleyeceği maden miktarı belirlenmiş bu yolla maden kıtlığına karşı önlem alınmaya çalışılmıştır.
Ekonomik yapıyı bozan diğer bir olayda faizcilik (üremcilik) uygulamalarıydı.16. yy dan itibaren çiftçiler vergileri sonbaharda ürün toplamasına karşın çiftçiden ilkbaharda alınıyordu bu da çiftçiyi borç bulmaya itiyordu. Bu olaylar beraberinde Selem uygulamasını getirdi.[23]
Devlet artan vakit giderleri arttırılmayan oranda uygulanan tımar sistemi içinde artık ek kaynak yaratabilmek amacıyla kesim uygulamalarına gidiyordu. Bu yolla dirlik gelirleri görevliğe bırakıyor karşılığında tımarlı sipahiler asker yetiştiriyordu. Dirlik dışındaki vergi kaynaklarının parasının önceden ödenmesi koşuluyla satılması “kesim” uygulamasıdır.
16. yy sonlarına doğru toprak sistemindeki bu aksaklıklardan dolayı halk ya devletin savaş durumunda yarattığı olanaklardan yararlanmak amacıyla kapı kulu olmak istiyor, yada medreselerde öğrenci olmak istiyordu bunun için kentlere göç başladı.
Ekonomik yapıyı sarsan bir dış nedende 1500 lerde temeli para ve ticarete dayalı, aldığından daha pahalıya satmak ve ulus varlığını devletin elinde bulunduğunu altın ve değerli maden çokluğuna dayandıran Merkantalizm’in ortaya çıkışıdır.[24]
Kapitülasyonlar Osmanlı ticaret yapısına darbe vuran ve Osmanlıyı gerileme döneminde tam bir sömürge haline getiren olaydır.
İngiltere daha 1460 ta piyasasına korumak amacıyla Avrupa yün kumaş alımını hem iç piyasayı korumak hem de hammadde kıtlığı yaşamamak için 7, Henri yasaklayıcı bir dizi önlemler almıştır.
1579 yılında Osmanlı İngiltere ticaret antlaşmasında I. Elizabethin kurduğu Turkey Company kuruluşu ticari devlet devrini başlatmış ve bu kuruluşu İngiliz büyük elçisinin masraflarını sömürülecek kaynak tespitinde elçilerden yararlanmak amacıyla üstlenmiştir.[25]
Verilen kapitülasyonlar değişen ticaret yolları Osmanlı ekonomik yapısına ağır darbeler indirmiştir. Dışarıya hammadde kaçırılmasını önlemek amacıyla “satışı yasak ürünler” çizelgesi yayımlandıysa da istenilen elde edilemedi. Artık devlet için başa geçiş ödenceleri yük oluyordu. III. Mehmet döneminde 600.000 düka altındı askerlere ödenen rakam.
Tüm bu olumsuzluklar daha fazla gelir sağlama amacıyla tımar sisteminin yerini iltizam uygulanmasına bırakmasına neden oldu. İltizam sisteminde toprak kişilere satılmaya başlandı. Bu olay tımarlı sipahiyi yok edip askeri yapıyı çökertti. Daha 16. yy da daha fazla gelir elde etmek amacıyla kanuni devrimde yapılan bir uygulama vardır. İfraz adı verilen bu uygulamada tımar gelirlerinin kütüğe yazılı miktardan daha fazla olduğunun ispatı için görevliler denetime yollanırdı. Devlet bu yolla Bayburt İspir Bostanda yaptığı ifrazla 1 milyon akçe gelir sağladı. İltizam hem toprak yapısını ve buna bağlı olan askeri ve toplumsal hayatı olumsuz etkiledi.
Sayıları 1574 de 40.000 olan tımarlı sipahiler 1595 yılında 8.000 kişiydi bu da kapıkulu askerlerinin sayılarının arttırdı. Toprak satın alan kapıkulu askerleri savaşa katılmamaya başladı. Aslında devlet kapıkuluna ödemek zorunda kaldığı aylıkla daha ağır bir yükün altına girmiş oldu.
Toplumsal hayatta toprakla uğraşan reaya için artık çift bozana gidip levendat yada suhte olmak cazip bir hal aldı böylece aşırı talep askeri ocak disiplinlerini ve medrese eğitimlerinde kalitenin düşmesine sebep oldu.
Osmanlı iltizam sisteminden istediği sonucu alamayınca malikane sistemi uygulama başladı. Toprağın 17. yy sonlarında mültezimlerin sık değişmesi sonucunda zarara uğranılmasından dolayı değişmez mültezimlere bağlanmasıdır.Bayramlarda verilen “Iydiyye Bohçaları” yasaklanıyordu. III. Selim döneminde hazırlanan lahiyalarda iktisadi alandaki bozulmalara da yer verilir ve defterlerde kayıtlı olan sipahinin 12.000 olarak gözükmesine karşın savaş zamanında toplananların bunların yarısında bile az olduğu vurgulanır.
III. Selim bu dönemde memurların rüşvetle iş başına gelmelerini önlemek amacıyla devlet memurluğu görevinde liyakata bağlı kalınacağını politika olarak benimsemiştir. Bu konuda tavrını açıkça ortaya koymuştur “Rüşvet alıb ve zulme dib ve edenleri bilip ligarazın katmederseniz vallah ben elbet duyarım. Abü e ecdadım ervahı için evladım dahi olsa kıyarım ve siyaset ederim” der.
Artık Avrupalının ekonomik kalkınmaları incelenmeye başlanır bu konuda sefaretnamelerden yararlanılır ancak bu konuda rapor hazırlayanların gerçek anlamda uzman olmayışı, bu çalışmaların derinlemesine incelenmemesi bu konuda yapılan çalışmaların topal kalmasına sebep olacaktır.
1793’te oluşturulan yeni yapıya mali destek amacıyla Irad-ı Cedit hazinesi oluşturuldu. Irad-ı Cedit beraberinde bir takım yeni uygulamalar getirdi.
- Bazı tımarlar gelirleri Irad-ı Cedit’e kalması amacıyla bu hazineye devredilecek bunlara belli oranda vergi tespit edilecektir.
- Yeni hazine gelirleri ile eski hazine gelirleri karıştırılmayacak.
Irad-ı Cedit 1793’e kadar Osmanlıda tek hazine olan Hazine-i Amire yapısında ayrı yeni kurulan askeri yapılaşmaya kaynak oluşturulması amacıyla ve sadece gelirlerinin bu yeni yapılanmada kullanılması amacıyla hazırlanmıştır.
Irad-ı Ceditin hayata geçmesiyle eski hazine olan Hazine-i Amire faaliyetlerine devam etti.
Yeni uygulamalara mali kaynak tahsisi için kurulan Irad-ı Cedit hazinesine tütün, rakı, şarap, kahve, yün gibi ürünlerden alınan vergiler; 10 kese akçeden fazla faizi olan mahlül mükafatlarının gelirleri aktarılıyordu.
Irad-ı cedit yanında denizlerde Rum tebaanın korsanlık faaliyetlerini kırmak için faaliyetlerde bulunulmuş “Avrupa Tüccarlığı Müessesi” kurulmuş, böylece Avrupa’daki tüccarlarla rekabette mevcut durumu Osmanlı lehine çevirmek amaçlanmıştır.
Fransa’nın Mısır işgalinden sonra Üsküdar’a taşınan matbaanın da kar-zarar hesabıyla çalışan kamu işletmesi haline çevrilip kitap basımından elde edilen gelirin Irad-ı Cedit hazinesine bırakılması kararlaştırıldı.
İktisadi alanda bu dönemde yapılan başka bir çalışmada zahire hazinelerinin kurulmasıdır. Devletin tahıl üretiminin tespiti amaçlanmış yolsuzlukların üzerine geçmesi kuruluşunun temel nedenleri arasında gösterilmiştir.
Bu alanda yapılan çalışmaların aslında bozulan tımar sisteminin ıslahı anlayışına dayandığını görüyoruz. Alınan önlemler Kanuni’den bu yana başlayan aksaklıkların devlete artık düzensizlik düzeni kurmasından dolayı
- Ticaret yollarının değişmiş olması
- Gelir arttırımı ve gider azaltımı temel iktisadi anlayışına dayalı Osmanlı’da bir takım önlemlerin bozulmalara karşı alındığı sırada bunu tezat olan lüks tüketimin artması
- Savaşın getirdiği aşırı mali yük ve defter kayıtlarında yapılan yolsuzluklardan dolayı[28]
- İçteki yapıda yeni uygulamalara gelen tepkilerden dolayı III. Selim döneminde yapılan iktisadi alandaki aksaklıkları gidermeye yönelik başarıya ulaşmamıştır.
c. Nizam-ı Cedit Hareketlerinin Askeri Alanda Getirdiği Yenilikle
Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri yapısını kapıkulu askerleri ve tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Kapıkulu askerleri yeniçeri askerleri ve ücretli savaşçılardan oluşuyordu. Yeniçeri askerleri devşirmelerden oluşuyordu. Kışlalarda kalırlar acemi oğlanlar ocağında eğitilirlerdi.
Başlangıçta disiplinli olan yeniçeriler kapıkulunun içindeki en önemli parçayı oluşturmalarından dolayı aynı zamanda padişahlık müessesesinin ayakta durması ve savaşlardaki öneminden dolayı devletin kendisi sayılırdı.
15. yy da yeniçerilerde ıslahat çalışmaları yapılmış yeni tüfek ve top kullanılmaya başlandı.
16. yy sonlarından itibaren artık ocaklarda başlayan bozulmalar, yeniçerilerin evlenmek ve ticaret yasağını delmeleri bu sistemin çöküşünü hazırladı. Kapıkulunun diğer kanadı olan ücretli savaşçılar (sipahiler) de bozulmadan payını almış askerlere sağlanan ücretlerden ve avantajlardan yararlanmak amacıyla birçok kişi askerlikle ilgisi olmadığı halde defterlere kayıt oluyordu. Savaş zamanında düzenli kuvvet oluşturulamıyor, mevcut yapıya hakim olan disiplinsizlikten dolayı savaştan kaçmalar artık büyük bir sorun halini almıştı.
Askerlik sistemini oluşturan diğer kanat Eyalet Askerleriydi. Tımarlı sipahilerden oluşurdu. Cebeliler (köylüler) askeri eğitime tabi tutulur, savaş zamanında tımarlı sipahiyle birlikte orduya katılırlardı.
Tımarlı sipahiler toprak yapısının bozulmasıyla sarsıldı. Tımar anlayışı yerini devletin daha kısa vadeli kazançlar elde etme amacıyla iltizam usulüne daha sonra gelecek gelirlerin bile daha önceden alınması amacıyla malikane sistemine bırakmıştır.
Toplumsal hayatın temelini oluşturan toprak sisteminin bozulması halkı fakirleştirmeye başladı, faiz uygulamaları, çift bozulmalar başladı.
Ezilen halk garanti olarak gördüğü medrese ve ücretli asker yeniçeri olmak amacıyla bu sistemlere yığılmaya başladı.
III. Selim eski ocakları bir anda kaldırmanın mümkün olmadığı bildiğinden askeri alanda yapacağı ıslahatları iki noktada topladı:
1. Yeniçeriler ve diğer ocaklar kendi kanunlarına göre ıslah edilecek, yeni silahlar kullanıp talimlere devam edecekler
2. Mevcut ocaklarla ilgisi olmayan Anadolu’daki yerli ve bekar erkeklerden oluşan uygun şekilde teşkilatlanmış bir ordu vücudu getirilecekti.
Nizam-ı Cedit hazırlanmakta bir yanda da mevcut ocakların ve eyalet askerlerin düzeltilmesiyle işe başlandı. Bu düzenlemede amaç ocakları Sultan Süleyman asrındaki düzene döndürmek olarak belirlendi.
Bunun için başta yeniçeri ocaklarına haftada birkaç gün talim ve terbiye mecburiyeti konuldu. Başta bu konuda yeniçerilerden bir tepki gelmedi. Zaten çalışmaların herhangi bir muhalefetle karşılaşmaması için yeniçerilerin maaşları ödenmeye devam etmiş, askerlikle uğraşmamalarına rağmen yeniçeri mensuplarının ulufelerinin ödeneceği garantisi verildi.
Mevcut topçu, humbaracı ocaklarının ıslahı amacıyla 24 Şubat 1793 tarihinde bu ocaklardaki görevlilerin yetki, sorumluluk maaş, özlük hakları düzenleyen bugünkü anlamda bir yönetmelik çıkarıldı.
Ocakların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kanunlar zaman zaman değiştirilmiş ocakları daha etkin hale getirmek amacıyla çeşitli birimler açılmıştır.
Tophane ve baruthanelerde ıslah edilmiş, yeni baruthaneler inşa edilmiş “Nizam-ı İmal-i Barut” adında kanun çıkarıldı. Ayrıca İngiltere, Fransa, İsveç’ten birçok uzman getirildi.
Humbaracılar Hasköy’e taşındı tophane kışlaları onarıldı. Eyalet askerlerinde de meydana gelen bozulmaları önleme amacıyla memur atamalarında liyakat sisteminin esas alınacağı belirtildi.
10 Temmuz 1792’de “Tecdid-i Kanun-i Tımar ve Zeamet” kanunuyla tımar uygulamalarında haksızlık yapanların tımarları ellerinden alındı, bunların namuslu, dürüst kişilere verilmesi kararlaştırıldı.
İrad-ı Cedit Hazinesi’nin kurulması tımar ve zeametlerin bir kısmının gelirlerinin buraya bırakılması tımar sisteminde bu dönemde yapılan başka bir yeniliktir.
Askeri alanda III. Selim döneminde meydana gelen en büyük yenilik Nizam-ı Cedit ordusunun kurulmasıdır.
Daha önceden savaş dönüşü Levend çiftliğinde bir grup asker talim yapıyordu. Bunlar Bostancı Hassa ocağına bağlı “Bostancı Tüfekçisi” adı altında eğitimlerini sürdürüyorlardı.
24 Şubat 1793’te Nizam-ı Cedid defterdarlığı kurularak İrad-ı Cedit Hazinesi tarafından giderleri karşılanmak üzere ilk aşamada 12.000 kişilik bir güç olarak planlanan Nizam-ı Cedit ordusu kuruldu.
Bu askeri teşkilatın daha sonraki dönemde genişletilmesi planlandı. Askerler sağ-sol ortalara ayrıldı. Kıyafetleri düzenlendi.
“Asakir-i Cedid Kanunu”’yla yeni ordunun yaz-kış talim yapacağı, Bostancı ocağına bağlı oldukları, Levend ocağından başka ihtiyaç olursa Anadolu ve Rumeli’de yaygınlaştırılabileceği belirtildi.
Nizam-ı Cedit daha sonraki dönemde Anadolu’da teşkilatlanma yoluna gitti (Ankara, Amasya, Aydın, Bolu da teşkilatlandı).
Kurulan ortalar için başta İstanbul Levend Çiftliği, Üsküdar Selimiye ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kışlalar yapıldı.
Nizam-ı Cedit askerleri tek başına düşünülmüş bir teşkilat değildir, çalışmaları topçu, humbaracı gibi ocaklarla işbirliği yapılarak yürütülmüştür.
Nizam-ı Cedit’in gelişimi için yabancı ülkelerden subay ve teknisyenler getirtildi.
Nizam-ı Cedit ordusu ilk başarısını 1799 da Akka’da Napolyon’a karşı elde etti. Daha sonra Dağlı Eşkiyasının başlattığı ayaklanmaları bastırdı.
Nizam-ı Cedit 1806’da mevcut yapıdan çıkarı olan ulema eski ocak mensuplarının ayaklanmasıyla 50.000 kişilik ordu dağıtıldı.
III. Selim’in 1806 yılındaki Rus Savaşı’nda bu birliklerden yararlanmaması tenkit edilir düşünüldüğünde böyle bir uygulamanın iki ordu arasında çıkabilecek mevcut bir gerginliğe mahal vermemek olduğu güçlü bir ihtimaldir.
III. Selim aynı zamanda 1770 Çeşme baskınından sonra olağan bahriye teşkilatının toparlanmasında önemli çalışmalar yapmıştır.
1792 de donanma ve tersanenin ıslahı devlet politikası olarak benimsendi.
Kaptan-ı Deryalığa süt kardeşi küçük Hüseyin Paşa’yı getirdi. Çıkarılan “Nizam-ı Tersane-i Amire” kanunuyla kaptan tayininde rica ve şefaate bakılmaması liyakatli olunması gerektiği vurgulandı.
Birliklerin yaz kış talim yapacakları, erzak ve yemek işleri gibi konular çıkarılan kanunla düzenlendi.
Mühendishane-i Bahri Humayun genişletilmiş öğretimde yurt dışından yabancı uzmanlar getirtilmiştir.
Bahriye Nezareti kuruldu. Kaptan-ı Deryalık ve Bahriye Nazırlığının görevi ayrıldı. Kaptan-ı Derya donanmanın savaşa hazırlanmasından sorumlu oldu. Bahriye Nezareti tersanelerin tertibi, kaptanların ulufeleri donanmanın ihtiyacı için gemi inşaatıyla ilgilenecekti.
d. Nizam-ı Cedit Hareketlerinin İdari Alanda Getirdiği YenilikleR
Osmanlı’da mevcut yapının başında padişah bulunurdu. Daha sonra sadrazam gelirdi. Sadrazamlar padişahtan sonra en üstün siyasi ve idari otoriteydi.
Daha sonra ulema sınıfına mensup şeyhülislam gelirdi, yapılan çalışmalar Şeyhülislam onayıyla seri bir nitelik kazanırdı.
III. Selim’in başa geçtiği dönemde padişah artık devlet idaresinde tek hakim gücü olmaktan çıkmıştır. Artık yönetim işlerinde saray ulema asker vardır.
Başa geldiğinde devlet yapısındaki aksaklıkları tespit etmek amacıyla hazırlattığı lahiyalar, çıkarılan kanunlar kanun hakimiyetinin kurulmasının amaçlandığını göstermesi bakımından önemlidir.
Dönemin en önemli sorunu rüşvet ve liyakata uygun davranılmamasıdır.
Rüşvetin Osmanlı’nın kuruluş döneminden beri var olan bir sorun olduğu, hatta rüşvet alan ilk padişahın III. Murat olduğu söylense de devlet işleyişini tıkayacak büyük bir sorun haline gelmemiştir.
Rüşvetle ilgili III. Selime kadar birçok çalışmada, lahiyalarda bilgiye rastlıyoruz. 1562 de rüşvetin önlenmesi için liyakat usulüne bağlı kalmanın önemi ve önemli görevlerde bulunanların mali açıdan rüşvete ihtiyaç duymayacak duruma getirilmelerinin gerekliliği vurgulanmıştır. Aynı şekilde Koçibey sadrazamdan başlayarak yöneticilerin dirayetli olmalarından bahseder ve rüşvet alanların sürgün gibi çeşitli şekillerde cezalandırılmaları gerektiğini belirtir.
III. Selim döneminde rüşvetle mevki satışı yasaklandı. Kadıların bazı istisnalar dışında yerlerine kendileri gidecek naip atamayacaklar kuralı getirildi.
Memur tayininde “caize, ubudiyet, bohçe” kabulü yasaklandı. Reayadan yolda tayin yerine giden memurun hediye alması yasaklandı. Görev süreleri kısa olduğundan çıkan sorunların önlenmesi için süre 3-5 yıl olarak tespit edildi.
Valiler artık atamalarda daha fazla rüşvet vermek için halktan “Tekalif-i Şakka” denilen usulsüz vergiler topluyorlardı.[30]
Devlet adamlarının büyüklüğü mal varlığına bağlıydı. Artık örneğin bir vezir ne kadar züğürtte olsa görevli olduğu memlekete 600 atla girmezse itibarı olmazdı.
Devlette ulema rüşvet, liyakat usulünün terk edilmesinden dolayı yasakta olsa rüşvet alıyordu ve yalnızca kendini güvenceye almaya çalışıyordu.
1792 “Vüzera Kanunnamesi” ile devlet görevlilerine tecrübeli kişilerin atanması zorunlu hale geldi.
İdari alanda diğer bir ıslahat uygulamaları, ilmiyeyle ilgili olarak gerçekleştirildi.
Daha önce sistemi dışarıdan izleyerek tenkit eden ilmi ve sınıfı toprak yapısının bozulmasıyla çift bazen halkın sahte ve levendat olma amacıyla medreselere yığılmalarıyla bozulmaya başlamıştır. Öğretmen ve kadı yetiştiren bu kuruma artık daha çok rüşvet veren kabul olunduğu için ilmiye sınıfı mevcut yapıda düzenini korumak amacıyla içine kapanmıştır. Müsbet bilimler terk edilmiş, kendi çıkarlarını korumayan her olay “gavur icadı” ilan edilmeye başlamıştır.
Kadıların bir görevi de devlet kanunlarını halka okuyarak bunların yorumlamalarını yapmalarıydı. Bu yolla kadılar işleri gelmeyen düzenlemelere karşı istedikleri şekilde yorumlayıp zaman zaman halkı kışkırtıyorlardı.
Medrese yapısında askeri alanda izlenen yol izlenmiş eski yapı disiplin edilmeye çalışılırken yeni yapılar oluşturma yolu benimsenmiştir.
Bu konuda ilk uygulama 1773 yılında kurulan Mühendishane-i Bahr-ı Humayundur. Kasımpaşa’da açılan ilk deniz okulu olup teknik, subay yetiştirmek amacıyla kuruldu.
Daha sonra Mühendishane-i Berr-i Humayun askeri karaokulu, topçu, haritacılık okulu mahiyetindeydi. Burada öğretim süresi 4 yıl olup öğrenci 4. sınıftan 1. sınıfa yükselirdi.
Bu dönemde mühendishaneye ait 400 kitaplıklı bir kütüphane kuruldu.
1807 yılında Tıbhane kurulmuştur.
Elçilik yapısı artık değişen Osmanlı politikasından dolayı eskiden yollanan geçici elçilikler yerine bu dönemde yerini sürekli elçiliklere bıraktı. İkamet elçileri artık Avrupa’da üç yıl kalacaklar yanlarında giderken rum tercüman, sır katibi ve maliyet memuru sıfatıyla müslüman memurlar götüreceklerdi.
e. Nizam-ı Cedit’in Diplomasi Alanında Getirdiği Yenilikler
Osmanlı Devleti III. Selim dönemine kadar ilgili olduğu devletlerin elçilerin kabul etmiş ama kendisi daimi elçi yada o dönem tabiriyle “ikamet elçi” bulundurmamıştır.
Bunun sebebini Maurice Herbette Avrupa-Osmanlı arasındaki din farklılığına dayandırmıştır.
Bir bakıma bir görüş doğru olsada tek sebep değildir kuşkusuz. Osmanlı daima kendi kendine yetebilme prensibiyle hareket eden bir devlet olduğundan barış zamanında diğer devletlerle gizli antlaşmalar yapmayı uygun bulmadığından mevcut yapıda yer alan tercümanlarla işini yürütmüştür.
III. Selim yapılan ıslahat çalışmalarına şehzadeliğinden beri aşina olduğundan bu konudaki eksikliği fark etmiş ve bundan dolayı daimi elçilik kurulması yolunu seçmiş olabilir.
1792 de ilk elçilikler Avusturya Prusya’da kuruluyor bunları Londra ve Paris elçilikleri izliyordu.
Giritli Ali Efendi Prusya’ya daimi elçi olarak atandı. Osmanlı’da diplomasi gelişmediğinden daha ilk elçi atanırken bazı hatalarda yapılmıştır. Örneğin elçinin maslahatgüzar olarak atandığı bildirildiğinden elçi Prusya’ya resmi tören yapılmadan girmiştir. Yol masraflarını cebinden ödemiş, misafirhanede boşuna resmi memurları beklemiştir.
Araya giren Fransız elçisi sayesinde durum düzeltilmiştir.
Bu olaydan sonra Fransa ve Londra’ya yollanacak elçilerin başına da aynı olayların gelmemesi için tedbirler alınmıştır.
Ebubekir Ratıb Efendi Avusturya’ya yollanmış daimi elçidir. 500 sayfalık etüdü ıslahat çalışmalarının temelini oluşturan lahiyalar 15 birlikte değerlendirilmiştir.
Ebubekir Ratıb Efendi daha ayrıntılı bilgi edinmek için İngiltere büyük elçisiyle şu meseleler üzerinde konuşmuştur.
1. Elçinin önemi ve tayininde yapılması gereken formaliteler.
2. Elçinin hangi yolla gideceği
3. Rütbe ve gayesi
Osmanlı’da daha önceden böyle bir kurumun mevcut olmayışı elçinin yönetim yapısı içindeki yerini belirlemede sorunlar yaratmıştır.
Devletin iç ve dış politikasından sorumlu olan sadrazamdır. Reisülküttab dış meselelerde başkatib gibi olsa da yabancı devlet elçileriyle yada hariciye nazırlarıyla mektuplaşma yetkisi yoktur. Bu işi sadrazam tarafından yapılır.
Nemçe Sefaretnamesi yada “Ebubekir Ratıb Efendi Sefaretnamesi” askeri alanda, tarıma, okul yapılarından zaman zaman padişaha nasihatlarına kadar herşeyi burada toplamıştır.
Ebubekir Ratıb Efendi Selim’in şehzadeliği döneminde 16. Louisle mektuplaşmasına yardım etmiş, Reisülküttap vekilliği, zahire nazırlığı gibi görevlerde bulunmuştur. Zahire Nazırıyken 1786 da azledilerek rodosa sürüldü ve orada idam edildi.
1792 yılı sonlarına doğra Londra’ya ilk Türk ikamet elçisi atandı. Çalışmaları “Havadisname-i İngiltere” adıyla anılır. Kralın huzuruna çıkışından, Türkiye’den gelen havadislerle ilgili yaptığı görüşmelere, aldığı emirlere ve bunlara verdiği cevaplara kadar herşeyi yazmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder