Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girişi
a) Milletler Cemiyetinin Kuruluşu
Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919′da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verildi. Bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kuruldu.
Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edildi ve böylece Milletler Cemiyeti kurulmuş oldu.
Milletler Cemiyeti, I.Birinci Dünya Savaşı sonrasında milletler arası barışın korunması ve iş birliğinin sağlanması için galip devletler tarafından kurulmuştur. Cemiyetin kuruluş amaçlarından bir diğeri ise Versailles Antlaşması ile sağlanan durumun devamını sağlamaktı.
b) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Karşı Bakışı
Birinci Dünya Savaşı galip devletleri Versailles, Saint Germain, Trianon, Nevilley Antlaşmaları ile sağlanan durumun (Status Quo) korunmasına çalışarak antirevizyonist grubu meydana getirmişlerdi. Buna karşılık Almanya ve Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinden olmasına rağmen umduğunu bulamayan İtalya,Versailles Antlaşması’nda kaybettiklerini tekrar alma çabasına girerek revizyonist grubu oluşturmuşlardır. Türkiye, Lozan’da Misak-ı Millî ilkelerini tam manasıyla gerçekleştiremediği hâlde antirevizyonist devletlerin yanında yer almayı tercih etmiştir.
Bu politik kararda iki sebep etkilidir. İlki “Türkiye’nin emniyetini gaye tutan hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir sulh istikameti bizim düsturumuz olacaktır” ilkesinin benimsenmiş olmasıdır. Diğeri ise Millî Mücadele döneminden itibaren Türkiye’nin kuvvetli bir müttefiki olan Rusya’nın Alman ve Japon tehlikelerine karşı antirevizyonist gruba yönelmesidir. Bu yöneliş Türkiye’yi de bu istikamette etkilemiştir.Türkiye başlangıçta gerek Musul Meselesi’nde Milletler Cemiyeti’nin taraflı tutumunun,gerekse Sovyetler Birliği’nin cemiyete bakışının olumsuzluğu yüzünden cemiyete giriş için müracaat etmemişti. Ancak, 1930′dan sonra Türkiye’nin milletler arası politikada ağırlığını attırması , kollektif barış anlayışının, statükocu devletlerle meselelerini halletmesi Milletler Cemiyeti’ne üyelik için davet edilmesine yol açmıştır.
1932 yılına gelindiğinde Türkiye komşularıyla münasebetlerini büyük ölçüde hallederek milletler arası münasebetlerde oldukça güçlü bir konuma gelmiştir. Türkiye’nin elde ettiği bu konum dış münasebetlerde bağımsız ve eşit bir statü kazanmasından dolayı önemlidir. Türkiye 1932-1938 devresinde daha çok elde ettiği statüyü yine barışçı bir politika takip ederek korumaya çalışacaktır.
1932-1938 devresi milletler arası münasebetlerin siyasî ve iktisadî olmak üzere iki yönü vardır.1929-1930 iktisadî buhranı devletlerin dış politikalarını tekrar gözden geçirme zorunluluğunu doğurmuştur. İktisadi mücadelenin devletlerin siyasî münasebetlerinde önemli rol oynaması, birtakım gruplaşmalara ve gruplar arası ilişkilerin sertleşmesine neden olmuştur.
c) Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Davet Edilmesi
15 Nisan 1932 tarihinde Milletler Cemiyeti Genel Sekreter Yardımcısı M. Comert, Dışişleri Bakanlığı, Milletler Cemiyeti Şube Müdürü Aptülahat Bey ile bir görüşme yapıyor ve Türkiye’nin bir davet gelmesi durumunda örgüte katılabileceği görüşünde olduğunu öğreniyor, davet beklemesi yerine Türk hükümetinin yasal yükümlülüklere uyarak gerekli başvuruyu yapması gerektiğini belirtiyordu.
Yardımcısıyla görüşen genel sekreter kendisinin de aynı görüşte olduğunu belirtiyor fakat Türkiye’nin cemiyete üyeliğinin hükümlerin delinmemesinden daha önemli olduğuna karar vererek ve “Türkiye’nin katılım biçimini görüşmek üzere” genel kurulu, 1 temmuz 1932’de özel olarak toplantıya çağırıyordu. Bu genel kurulda Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne davet edilmesini öneren tasarı oy birliği ile kabul edildi. Bu karar ile Türkiye Cumhuriyeti davet üzerine cemiyete üye olan ilk devlet oluyordu.
d) Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girişi
Teşkilatın 6 Temmuz 1932 tarihli genel kurulunda İspanya temsilcisinin teklifi ve Yunan temsilcisinin desteği ile daveti öngören bir tasarı kabul edilmiştir. TBMM, 9 Temmuz’da daveti kabul etmiş, 18 Temmuz 1932′de alınan genel kurul kararıyla Milletler Cemiyeti’ne giriş tamamlanmıştır
e) Milletler Cemiyetinin Dağılması
20 yıl süreyle dünya milletlerine hizmet veren bu cemiyet tüm çabalara rağmen İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyemedi. Savaş sonrası 18 Nisan 1946′da Cenevre’de toplanan konferans, XXI. Genel Kurul Toplantısıyla cemiyetin dağılmasına karar verdi.
f) Milletler Cemiyeti’nin Başarısızlık Sebepleri
1. Cemiyetin bünyesinde savaşı önleyici tedbirlerde boşluklar mevcuttu ve yaptırımlar yetersizdi.
2. Sözleşmenin 10. maddesi mütecavizi tayin etmediğinden, bu madde barışı korumada yetersiz kalıyordu.
3. Önemli konularda oy birliği prensibinin uygulanması, politik ve hukuki sorunların çözümünü engelliyordu.
4. Barışı koruyacak ve devamlı kılacak uluslararası zihniyet yetersiz ve noksandı. Habeşistan olayı, 1937 Japon taarruzu ve 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya’ya taarruzu ile başlayan II. Dünya Savaşı, Milletler Cemiyeti’ni etkisiz duruma getiren nedenler arasında sayılabilir.
5. Paris Barış Konferansı’nda hazırlanan antlaşmaların bir parçası olması
6. Amerika Birleşik Devletleri’nin Milletler Cemiyetinden ayrılması, önemli bir uluslararası gücün yitirilmesine ve cemiyetin etkinliğini kaybetmesine neden oldu.
7. Bir yandan insan haklarını korumaya çalışıp diğer yandan kolonileşme ve manda sisteminin garantisi durumunda olması çelişki yaratıyordu.
kaynak web
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder